NATO bölünmenin eşiğinde! İran savaşı Rutte’nin hesaplarını bozuyor
Ortadoğu’da uzlaşı eksikliği ve NATO’nun sınırlı rolü nedeniyle, ittifakın Genel Sekreteri’nin krizi çözmesi giderek zorlaşıyor.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, İran savaşı nedeniyle ittifak içinde yeni ayrışmaların ortaya çıkmasının ardından artan bir baskıyla karşı karşıya kaldı.
Geçen salı günü ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak için askeri destek talebini reddeden NATO müttefiklerini “son derece aptal” olmakla suçladı ve ABD’nin ittifaktaki rolünün yeniden değerlendirilmesinin “mutlaka düşünülmesi gereken” bir mesele olduğu uyarısında bulundu.
Buna karşılık Rutte, Trump’la ilişkilerinde sık başvurduğu yöntemi tercih etti: ABD Başkanını kamuoyu önünde eleştirmekten kaçınmak ve perde arkasında çözüm aramak. Bu bilgi, Amerikan dergisi Politico’da yer aldı.
Politico’nun ismini vermediği bir NATO diplomatına dayandırdığı habere göre, “Rutte şu anda kamuoyu önünde konuşarak fazla bir şey elde edemeyeceğini biliyor. Trump’ın isteğini nasıl karşılayabileceğini ben de göremiyorum. Bu yüzden en iyisi en azından kamuoyu önünde sessiz kalmak.”
Savaş, Rutte’yi zor bir çıkmaza sürüklüyor. Çünkü Trump’ın taleplerine rağmen NATO’nun İran konusunda doğrudan müdahil olabileceği alanlar oldukça sınırlı. Üstelik müttefiklerin savaşa duyduğu rahatsızlık, ittifakın herhangi bir adım atabilmesi için gerekli uzlaşının sağlanmasını daha da zorlaştırıyor.
Bununla birlikte çatışma ne kadar uzarsa, ittifakın temel görevleri olan Ukrayna’ya destek verilmesi ve Rusya’yla olası bir savaşa hazırlık için ayrılan kaynaklar da o ölçüde yıpranıyor.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde kıdemli silah araştırmacısı olan Pieter Wezeman, “Ortadoğu’da şu anda kullanılan her şeyin, özellikle hava savunma sistemlerinin, büyük olasılıkla yeniden yerine konulması gerekeceği son derece açık” dedi. Wezeman, “Bütün bunlar, Avrupa’da zaten yüksek seyreden silah talebinin yaşandığı bir dönemde oluyor” ifadelerini kullandı.
Rutte şimdiye kadar Trump’ın ittifakı zayıflatmasını engellemeyi başardı. Bunu da ABD Başkanı’na bazı temel başlıklarda kazanımlar sunarak yaptı. Bunlar arasında müttefikleri savunma harcamalarını artırmaya teşvik etmek ve Trump’ın Grönland’ı ilhak etme kampanyasından geri adım atmasına imkân veren bir çıkış yolu bulmak da yer aldı.
Rutte geçen hafta yaptığı açıklamada, “Müttefikler arasında tartışmalar yaşandığında her zaman sessiz kalmaya çalışırım. Böylece gerektiğinde yardımcı olabilirim” dedi. Bu sözlerle, Trump ile ABD uçaklarının İran’a saldırı için İspanya’daki havaalanlarını kullanmasına izin vermeyi reddeden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez arasındaki anlaşmazlığa da gönderme yaptı.
Politico’ya göre ittifak henüz dağılmamış olsa da, Rutte Trump’a aşırı yakın durduğu ve bazı müttefiklere karşı onun tarafını tuttuğu gerekçesiyle eleştirilerin hedefi oldu.
İlk açıklamalarından birinde Rutte, NATO üyeleri arasında ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına dair “geniş çaplı destek” bulunduğunu öne sürdü. Ancak İspanya bu iddiayı sert biçimde reddetti.
Günler süren sessizliğin ardından Rutte’ye, Trump’ın müttefiklerin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yardım etme konusundaki isteksizliği nedeniyle NATO için “karanlık bir gelecek” tehdidinde bulunmasına dair doğrudan soru yöneltildi. Rutte, perde arkasında yürütülen görüşmelere işaret ederek, “Bildiğim kadarıyla müttefikler, boğazın nasıl yeniden açılacağını görüşmek için birlikte çalışıyor” dedi.
NATO’nun eski sözcüsü Oana Lungescu ise, “Rutte’nin görevi NATO’nun birliğini korumaktır. Trump’la söz düellosuna girmenin buna nasıl yardımcı olacağını hayal etmek zor” değerlendirmesinde bulundu.
Bununla birlikte İran konusunda Trump’ı yatıştırmak için Rutte’nin yapabileceklerinin de bir sınırı var. Bunun nedenlerinden biri, müttefikler arasında savaş konusunda ortak bir tutum bulunmaması. Birçok ülke, kendilerine danışılmadan başlayan bu çatışmayı eleştirdi.
İttifak içindeki bir başka diplomata göre, ABD müttefiklerini kendi topraklarının tehdit altında olduğu gerekçesiyle ikna edemiyor. Aynı diplomat, “Bu bir müttefike yönelik silahlı saldırı değil, dolayısıyla bu tür durumlarla doğrudan ilgili değil” dedi.
NATO’daki diğer diplomatlara göre ise Ortadoğu, ittifakın askeri “sorumluluk alanı” dışında kalıyor. Bu da ortak bir yanıt verilmesini daha da karmaşık hale getiriyor.
Son olarak Washington, NATO’ya resmî bir talepte de bulunmuş değil. Geçen salı günü büyükelçilerin katıldığı kapalı bir toplantıda ABD, müttefiklerden yardım çağrısını yineledi ancak somut bir talep sunmadı.
Savaş üçüncü haftasına girerken hiçbir şey yapmamanın da NATO açısından riskleri bulunuyor. Washington, Norveç’teki bir NATO tatbikatından F-35 savaş uçakları da dahil olmak üzere bazı ekipmanlarını geri çekti. Birleşik Krallık ise HMS Dragon adlı destroyerini, ittifakın Arktik’teki yeni görevinden alıp Doğu Akdeniz’e yönlendirdi.
Analist Wezeman’a göre, Avrupa ülkelerinin gelecekte teslim edilecek hava savunma sistemlerini Körfez’deki müttefiklere mi yoksa Ukrayna’ya mı tahsis edeceklerine karar vermek zorunda kalmasına yalnızca “haftalar” kalmış olabilir.
Wezeman, “Uzun vadede bu durum Avrupa savunmasının inşa edilmesine yönelik planları olumsuz etkileyecek. Ayrıca Ukrayna’nın kendini savunma kapasitesi üzerinde de doğrudan etkisi olacak” dedi.