İsrail'in düzenlediği suikastlar Trump’ın savaşı bitirme çabalarını zorlaştırıyor mu?
İsrail, İran’ın üst düzey liderlerini hedef alan suikast operasyonlarını adeta “ahtapotun başını kesmek” olarak tanımlıyor.
İran savaşında eşi benzeri görülmemiş suikast faaliyetleri yaşandı. İsrail, rejimin kollarını hedef alma çerçevesinde, rehber Ali Hamaney’le başlayan süreçte çarşamba günü İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’i, bir gün önce de İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’yi öldürdü.
İsrail bu tırmanışla bir yandan askeri güç mesajı veriyor ve düşmanlarının artık güvenli bir sığınak bulamayacağını göstermeye çalışıyor, diğer yandan da yeni hassas silahlar ve dikkat çekici istihbarat sızmaları sayesinde çatışmanın kapsamının ne kadar değiştiğini ortaya koyuyor. Aynı zamanda son saldırılar, Tahran’daki siyasi gerçekliği değiştirme girişimi olarak da görülüyor.
Amerikan ve uluslararası hukuka göre yabancı liderlere yönelik suikastlar yasa dışı kabul ediliyor. Birçok uzmana göre İran’la savaşın kendisi de, giderek aşınan kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik bir hakaret niteliği taşıyor. Bu değerlendirme CNN’e ait.
Bu tür suikastların sembolik etkisi çok güçlü olsa da, uzun vadeli siyasi ve stratejik sonuçları daha az net görünüyor. Özellikle bu durum İran ideolojisinin derinliklerine işlemiş durumda olduğu için, üst düzey isimlerin ortadan kaldırılması intikam arzusunu daha da büyütebilir, diplomasi kanallarını kapatabilir ve savaşı uzatabilir.
Haberlere göre İran liderleri, savaş başlamadan önce hedef alınma ihtimaline karşı yetkilerini devretmişti. Bu nedenle üst düzey yetkililerin öldürülmesinin rejimin çökmesine yol açacağının hiçbir garantisi bulunmuyor. Ayrıca her yeni lideri ortadan kaldırmaya dayalı bir strateji, neredeyse kalıcı bir savaşa dönüşebilir.
Savaş zamanında yabancı liderlere suikast düzenleme fikri yeni değil. Britanya, İkinci Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler’i öldürmeye yönelik çeşitli planları değerlendirmiş, ancak daha sonra bunlardan vazgeçmişti. Öte yandan yoğun istihbarat çalışmaları ve sıkı operasyonel güvenlik önlemleri, Nazi Almanyası’nın Başbakan Winston Churchill ve diğer Müttefik liderleri öldürmeye yönelik iddia edilen planlarını başarısızlığa uğratmıştı.
Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA de, Kongre raporları ve 1970’lerden 1990’lara uzanan tanıklıklara göre, Küba’nın merhum lideri Fidel Castro’yu birden fazla kez öldürmeye çalıştı.
Ardışık Amerikan yönetimleri, El Kaide ve DEAŞ gibi örgütlerin liderlerini hedef almak için orduyu sahaya sürdü; bunların arasında Usame bin Ladin de vardı. Donald Trump da ilk başkanlık döneminde, İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi emrini vermişti.
2003 yılında ABD, Irak işgalinin başında Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i öldürmeye çalıştı ancak başarısız oldu. Daha sonra Amerikan istihbarat analistleri, Washington’ın yakalamak ya da öldürmek istediği rejim liderlerinin değer sırasını belirlemek için iskambil kâğıtlarından oluşan bir sistem geliştirdi.
Ancak bu yöntem, Washington’daki temel bir yanlış anlamayı da ortaya koydu: kilit isimlerin tasfiye edilmesinin Irak’ı demokratik bir ülkeye dönüştüreceği düşünülüyordu. Oysa bunun yerine korkunç bir isyan patlak verdi ve ABD’nin bunu bastırması yıllar aldı.
Bugün sorulan soru şu: Amerika’nın yeni savaşı, üst düzey liderleri öldürerek özgürlük ve istikrar getirecek mi? Yanıt ise şu yönde: ABD ile İsrail’in stratejisi ağır zarar vermiş ve operasyonel anlamda başarılı olabilir, ancak şu ana kadar rejimin çöktüğüne dair hiçbir işaret yok.
Trump’ın İran’daki hedefleri tam olarak net olmayabilir, ancak Netanyahu’nun hedefleri onlarca yıldır gizli değil. Netanyahu’nun temel amacı, İran’dan İsrail ve kendi düzeni için varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü yapıyı ortadan kaldırmak.
CNN’e göre İsrail, İranlı liderlere yönelik saldırıları, terörist bir devlet olarak gördüğü İran’a karşı meşru müdafaa şeklinde sunuyor. Ancak İran, rejimin üst düzey isimlerinin öldürülmesine teslimiyetle değil, meydan okuyarak karşılık verdi ve Laricani’nin intikamı için savaşı genişletme sözlerine paralel biçimde Tel Aviv’i balistik füzelerle hedef aldı.
Netanyahu ayrıca, İranlı liderlere yönelik saldırıların doğrudan bir karşı devrim tetiklemeyi ve halka rejimi devirmek için fırsat sunmayı amaçladığını da öne sürüyor.
Ancak daha az iyimser başka senaryolar da var. Öldürülen liderlerin intikamı, onların yerine gelenleri baskıyı artırmaya itebilir. Rejimin çökmesi ise devletin parçalanmasına ve iç savaş çıkmasına yol açabilir.
Tarihçi Bedr es-Seyf, İranlı liderler açısından suikastın “kabul edilebilir bir durum” olduğunu söyledi. “Bu rejim acı çekme doktrini üzerine gelişiyor. Suikastlar arttıkça daha da güçleniyor ve sertleşiyor. Daha az deneyimli kişiler yeni saflara yükseltilecektir” dedi.
George Washington Üniversitesi Orta Doğu Çalışmaları Programı Direktörü Sina Azodi ise Laricani suikastının ters tepebileceğini belirtti. “Pratik açıdan bu, İsrailliler için bir başarıdır. Ancak sonunda bunun rejimin çökmesine değil, daha da sertleşmesine yol açmasından korkuyorum” dedi.
Trump da daha önce, kilit liderlerin tasfiye edilmesinin siyasi geçiş ihtimalini zayıflatabileceğini kabul etmiş ve “Saldırı o kadar başarılıydı ki adayların çoğunu ortadan kaldırdı” demişti.
Aynı zamanda liderlerin ortadan kaldırılması, İran tarafının Trump’la bir “anlaşmaya” varabilmek için ihtiyaç duyabileceği müzakere motivasyonunu ya da deneyimi de yok edebilir.
Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü öğretim üyesi Daniel Sheffield, “ABD, İsrail’in İran hükümeti içindeki pragmatik isimleri tasfiye etmesine destek verdi. Bu savaşın diplomasi yoluyla biteceğini hayal etmek artık çok zor” dedi.
Eğer suikastlar savaştan çıkış için olası kanalları kapatıyorsa, bu durum Trump’ın savaşın nasıl sona ereceğini belirleme kapasitesini sınırlayan karmaşıklığı daha da derinleştiriyor.