Hizbullah'ın Finansman İçin Küresel Organize Suç Ağlarına Yöneldiği Tahmin Ediliyor
İsrail'in Lübnan'daki finans kurumlarına yönelik saldırıları ve azalan İran desteği nedeniyle gelir kaybı yaşayan Hizbullah'ın, faaliyetlerini finanse etmek amacıyla uluslararası organize suç şebekelerini harekete geçirdiği belirtiliyor.
İsrail'in Hizbullah'a karşı yürüttüğü savaş, örgütün askeri kapasitesinin yanı sıra doğrudan mali yapısını da hedef alıyor. İsrail güçleri, Beyrut'taki bir banka şubesinin ardından Hizbullah'ın en önemli finansal kuruluşlarından biri olarak kabul edilen "Al-Qard Al-Hasan" Vakfı'na ait yaklaşık 30 şubeyi vurdu. Lübnan televizyonlarına yansıyan görüntülerde, hedef alınan bölgelerde etrafa saçılmış yanık 100 dolarlık banknotlar görülürken, bu durumun rastgele bir saldırıdan ziyade örgütün mali yapısını çökertmeyi amaçlayan sistematik bir strateji olduğu ifade ediliyor.
Uluslararası Af Örgütü'nden Savaş Suçu Uyarısı
Saldırıların ardından Uluslararası Af Örgütü, söz konusu bankacılık kurumunun meşru bir askeri hedef olmadığını belirterek olayla ilgili soruşturma başlatılmasını ve saldırıların savaş suçu olarak değerlendirilmesini talep etti. Buna karşılık İsrail ve ABD öncülüğündeki müttefikleri, bu kurumun Hizbullah'ın uluslararası bir suç şebekesi üzerinden yürüttüğü faaliyetleri finanse eden temel bir kanal olduğunu savunuyor.
Güvenlik uzmanları ise finansal kaynaklar kesilmeden sadece askeri kapasiteyi hedef almanın örgütü kalıcı olarak zayıflatmayacağı görüşünde birleşiyor. Uzmanlar ayrıca, Hizbullah'ın İran'ın bir aracı olduğunu ve Körfez'deki terör ağlarının "direniş anlatısını" baltaladığını ifade ediyor.
Mali Kayıplar ve Küresel Suç Ağlarına Yöneliş
Mossad'ın Ekonomik Savaş Birimi eski başkanı Udi Levi'ye göre, sivil toplum örgütleri için alışılmışın dışında bir finansman modeline sahip olan Hizbullah'ın Ekim 2023 öncesindeki yıllık gelirinin yaklaşık 2,5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu. Ancak İsrail ile devam eden savaş, örgütün gelirinin yaklaşık yarısını oluşturan İran desteğindeki düşüş ve Lübnan'daki yıkımın yarattığı mali yükler, bu kaynaklarda ciddi bir azalmaya yol açtı.
Artan mali baskıları dengelemek isteyen örgütün, uluslararası suç ağlarındaki faaliyetlerini artırması bekleniyor. Levi, Hizbullah'ın Avrupa, Güney Amerika ve Afrika'daki mali altyapısının aktif durumda olduğunu; bu ağların örgüte sadece finansman sağlamakla kalmayıp, gerektiğinde yurt dışında operasyon düzenleme kapasitesi de sunduğunu belirtiyor.
Tarihsel Bağlar ve Latin Amerika'daki Faaliyetler
Hizbullah'ın yurt dışındaki ağları, 19. yüzyılın sonlarında başlayan ve 1975-1990 yılları arasındaki Lübnan iç savaşıyla hızlanan göç dalgalarına dayanıyor. Örgüt, 1982'deki kuruluşundan bu yana özellikle Arjantin, Brezilya ve Paraguay'ın kesiştiği, kara para aklama ve uyuşturucu kaçakçılığının aktif olduğu "Üçlü Sınır" bölgesindeki topluluklara yatırımlar yaptı.
Terörle mücadele uzmanı Matthew Levitt, bireylerin bu ağlara katılımında aile baskısı, şantaj, ideolojik teşvikler ve sosyal çıkarların etkili olduğunu vurguluyor. Geçmişte bu ağlar üzerinden yurt dışı operasyonları da yürüten Hizbullah'ın en bilinen eylemleri arasında, 1990'lı yıllarda Buenos Aires'teki İsrail büyükelçiliğine ve Yahudi toplum merkezine düzenlenen bombalı saldırılar yer alıyor. Tehdidin günümüzde de sürdüğü, Kasım 2023'te Brezilya yetkililerinin istihbarat işbirliğiyle Yahudi mekanlarını hedef alan bir planı engellemesiyle bir kez daha ortaya çıktı.
Siyasi Zemin ve Mücadeledeki Zorluklar
Bu ağların bazı ülkelerde büyümesi, zayıf yönetim ve güvenlik zafiyetlerine bağlanıyor. Güvenlik uzmanları, Venezuela'da Hugo Chávez ve halefi Nicolás Maduro dönemlerinde İran ve Hizbullah bağlantılı faaliyetlere geniş bir hareket alanı sağlandığını belirtiyor. Mossad öncülüğünde Güney Amerika hükümetleriyle yürütülen uluslararası mücadele çabaları ise uzmanlık eksikliği ve kapasite yetersizlikleri nedeniyle sınırlı kalıyor.
Mevcut tablo, Hizbullah ile yaşanan çatışmanın yalnızca askeri bir cepheden ibaret olmadığını; organize suç, siyaset ve güvenliğin iç içe geçtiği karmaşık bir mali savaşa dönüştüğünü gösteriyor. Askeri operasyonlar örgütün kapasitesini kısa vadede zayıflatsa da, sınır ötesi ekonomik yapı çökertilmediği sürece küresel finans ağlarının yarattığı tehdidin devam edeceği değerlendiriliyor.