ABD’nin “USS Tripoli” gemisi savaşa giriyor
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki çatışma daha hassas bir aşamaya girerken, ABD güçlerinin bölgedeki yeniden konuşlanma süreci hız kazanıyor.
Amerikan amfibi hücum gemisi “USS Tripoli”nin konuşlandırılması, son dönemin en dikkat çekici askeri hamlelerinden biri olarak öne çıkıyor. Gemi, Japonya’daki üslerinden Ortadoğu’ya dönerken yanında gelişmiş bir hayalet savaş uçağı filosu da getiriyor. Bu adımın amacı, Pentagon’a son derece hassas bir harekât sahasında daha geniş operasyonel seçenekler sunmak.
Military Watch dergisine göre, yaklaşık 40 bin ton deplasmana sahip olan gemi, küçük uçak gemisi kapasitesi ile amfibi çıkarma yeteneklerini bir araya getiren “Wasp” sınıfı amfibi hücum gemileri arasında yer alıyor.
“Tripoli” tek başına görev yapmıyor. Gemiye, “Ticonderoga” sınıfı kruvazör USS Robert Smalls, “Arleigh Burke” sınıfı destroyer USS Rafael Peralta ve yaklaşık 2200 Amerikan deniz piyadesi eşlik ediyor.
Ortadoğu’daki operasyonlardan sorumlu ABD Merkez Komutanlığı, bu gücün bölgeye sevk edilmesinin amacının “İran’a karşı askeri operasyonlar için daha fazla seçenek sağlamak” olduğunu açıkladı. Komutanlık ayrıca, gemiye eşlik eden amfibi birliğin emir verilmesi halinde kara operasyonu da yürütebileceğini belirtti.
“Tripoli”nin gücündeki en önemli unsur ise hava kanadı olarak öne çıkıyor. Gemi, 20 adede kadar beşinci nesil F-35B hayalet savaş uçağının yanı sıra, döner pervaneli MV-22B Osprey nakliye uçaklarını da taşıyabiliyor.
Bu savaş uçaklarının devreye girmesi, daha önce sınırlı menzil ve daha mütevazı sensör sistemlerine sahip eski Harrier uçaklarına dayanan “Wasp” sınıfı gemiler açısından ciddi bir niteliksel sıçrama anlamına geliyor.
Yeni nesil uçaklar, gelişmiş sensörleri ve karmaşık hava savunma ortamlarında görev yapmalarını sağlayan görünmezlik teknolojileri sayesinde gemiye keşif ve hassas saldırı görevlerinde çok daha yüksek kapasite kazandırıyor.
Bu kabiliyetler, F-35B’lere İran’la yaşanabilecek olası bir çatışmada birden fazla rol üstlenme imkânı veriyor. Bu uçaklar, gelişmiş sensör platformları olarak bilgi toplayıp bunu diğer hava ve deniz unsurlarıyla paylaşabiliyor.
Aynı zamanda insansız hava araçlarına ve füzelere karşı hava savunmasına katkı sunabiliyor ya da İran deniz üsleri veya Körfez’deki askeri noktalar gibi stratejik hedeflere hassas saldırılar düzenleyebiliyor. Bu hedefler arasında, İran’ın en önemli petrol ihracat merkezlerinden biri olan Harc Adası da bulunuyor.
“Tripoli”, ayrıca Amerikan güçlerine, İran’ın kıyı bölgeleri ya da Körfez’deki stratejik adaların hedef alınmasına karar verilmesi halinde amfibi çıkarma operasyonu yapma kapasitesi de sağlıyor. Gemi, deniz piyadelerini kıyıya taşımak için çıkarma botları ve amfibi araçların kullanılabildiği bir çıkarma havuzuyla donatılmış durumda. Buna ek olarak MV-22B Osprey uçakları, birliklerin kıyı hattının daha iç kesimlerine hızla taşınmasına olanak tanıyor.
Bununla birlikte, “Tripoli”nin kabiliyetleri dev Amerikan uçak gemileriyle kıyaslandığında daha sınırlı kalıyor. Kısa kalkış ve dikey iniş için tasarlanan F-35B savaş uçakları, bölgede hâlihazırda konuşlu bulunan USS Abraham Lincoln uçak gemisinin hava kanadında yer alan geleneksel gemi tipi F-35C’lere göre daha kısa menzile ve daha düşük savaş yüküne sahip.
Ayrıca “Wasp” sınıfı gemilerin hava unsurlarında, büyük uçak gemilerinde bulunan bazı kritik destek araçları da yer almıyor. Bunlar arasında EA-18G Growler elektronik harp uçakları ile E-2 Hawkeye erken ihbar ve komuta kontrol uçakları bulunuyor. Bu eksiklik, geminin karmaşık ve uzun süreli hava operasyonları yürütme kapasitesini sınırlıyor.
“Tripoli” gibi amfibi hücum gemilerinin en önemli avantajlarından biri, dev uçak gemilerine kıyasla daha esnek ve daha düşük maliyetli olmaları. Bu gemiler çok daha küçük bir mürettebat gerektiriyor ve düşman kıyılarına yakın, yüksek riskli görevlerde konuşlandırılabiliyor. Bu da onları hızlı ya da sınırlı kapsamlı operasyonlar için uygun bir platform haline getiriyor.
Ancak İran kıyılarına bu kadar yakın faaliyet göstermek, aynı zamanda ciddi riskler de barındırıyor. Çünkü İran’ın elinde geniş bir balistik füze, insansız hava aracı ve gemisavar füze cephaneliği bulunuyor.