ABD ile Çin arasındaki mücadelede stratejik ekonomik silahlar
ABD'nin küresel ekonomi için en doğru yolun serbest ticaret olduğu inancını tam olarak ne zaman kaybettiğini belirlemek zor.
Bu sürecin, 2008 yılında Doha Ticaret Turu müzakerelerinin başarısızlığa uğramasıyla başlamış olması mümkün. Ya da 2016 yılında Trans-Pasifik Ortaklığı Anlaşması etrafında ABD'de yaşanan siyasi bölünmeyle hız kazanmış olabilir.
Ancak bugün net şekilde görülen gerçek, Washington'un Soğuk Savaş sonrası döneme damga vuran ekonomik anlayıştan uzaklaşmış olmasıdır. Artık öncelik en yüksek ekonomik verimliliği sağlamak değil, ekonomik güvenliği güçlendirmek ve dışa bağımlılığı azaltmaktır.
Foreign Policy dergisinde yayımlanan bir analizde, bu dönüşümün yalnızca siyasetçiler ve karar vericilerle sınırlı olmadığı, tarihsel olarak serbest ticaretin en güçlü savunucuları arasında yer alan akademik ve ekonomik çevrelere de yayıldığı belirtildi.
Analizde, "Ticaret Savaşı Nasıl Kazanılır?" adlı kitabın bu zihniyet değişimini yansıttığı ifade edildi. Kitabın yazarları, dünyanın artık yoğun ekonomik rekabet dönemine girdiğini savunurken, asıl sorunun serbest ticaret sisteminin nasıl korunacağı değil, ticaret çatışmalarının en az zararla nasıl yönetileceği olduğunu öne sürüyor.
Ortaklaşan Bir Yaklaşım
Bu bakış açısı, Amerikan elitleri arasında giderek yaygınlaşan ve Çin'in yükselişinin küresel ticaret sisteminin doğasını değiştirdiğini savunan görüşle örtüşüyor.
Bu yaklaşıma göre sorun rekabetin kendisi değil. Asıl mesele, Çin'in devasa sanayi kapasitesi ve devlet destekli politikaları sayesinde ekonomik etkisini dünya genelinde genişletmeyi başarması.
Bu durumun, ABD ve diğer ülkelerdeki sanayi sektörleri üzerinde giderek artan baskı oluşturduğu değerlendiriliyor.
Bu nedenle Washington'da, mevcut meydan okumaya karşı bazı eski ekonomik kabullerin terk edilmesi gerektiği yönündeki görüş güç kazandı.
Serbest piyasa mekanizmalarına tamamen güvenmek yerine, ABD giderek daha müdahaleci sanayi politikalarına yöneliyor. Bu politikalar arasında stratejik sektörlerin desteklenmesi, yerli üretimin artırılması ve özellikle teknoloji, enerji ve kritik mineraller alanlarında stok oluşturulması yer alıyor.
Bununla birlikte, bu politikaları savunan uzmanların önemli bir bölümü ticaret savaşlarını ideal bir seçenek olarak görmüyor.
Aksine, gümrük tarifeleri ve ticaret kısıtlamalarının çoğu zaman tüm taraflara zarar verdiğini kabul ediyorlar.
Fiyat artışları, rekabetin azalması ve misilleme riskleri, geniş kapsamlı ekonomik çatışmaların kaçınılmaz sonuçları arasında gösteriliyor.
Bu nedenle bu araçların dikkatli şekilde kullanılması ve her tarafın güçlü ile zayıf yönlerinin iyi analiz edilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Stratejik Boğma Yaklaşımı
Bu noktada "stratejik boğma" kavramı modern ekonomik rekabetin en önemli unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Bir kaynağı ya da teknolojiyi kontrol eden ve rakiplerinin kolayca vazgeçemeyeceği bir konuma sahip olan ülkeler, rakipleri üzerinde önemli baskı kurabiliyor.
Bu nedenle nadir toprak elementleri, yarı iletken çipler ve ABD doları stratejik hesaplamalarda özel bir yere sahip bulunuyor.
Ancak bu kozlara sahip olmak tek başına zafer anlamına gelmiyor.
Çünkü bu araçların aşırı kullanımı, rakip ülkeleri alternatif çözümler geliştirmeye teşvik ederek zamanla bu avantajların etkisini azaltabiliyor.
Ekonomik Savaşların Gizli Bedeli
Geçmiş deneyimler, ticaret savaşlarında başarının yalnızca baskı araçlarına sahip olmaktan ibaret olmadığını gösteriyor.
Başarı, aynı zamanda bu araçların kullanımından kaynaklanan maliyetleri karşılayabilme kapasitesine de bağlı.
Herhangi bir dış aktöre karşı uygulanan ekonomik yaptırım veya kısıtlama, belirli ölçüde iç ekonomiyi de etkiliyor.
Bu etkiler; fiyatların yükselmesi, bazı sektörlerin zarar görmesi veya ihracat imkanlarının daralması şeklinde ortaya çıkabiliyor.
Bu nedenle siyasi irade ve kamuoyunun bu maliyetleri ne kadar süreyle kabul edeceği, uzun soluklu ekonomik mücadelelerde belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.
Serbest Ticaret Dönemine Dönüş Zor Görünüyor
Öte yandan, geçmiş on yıllara damga vuran serbest ticaret modeline geri dönüşün güçlü bir seçenek olarak görülmediği ifade ediliyor.
Mevcut küresel ticaret sistemi, ülkeler arasındaki büyük ticaret dengesizliklerini giderememesi ve uluslararası kurumların adil rekabeti sağlayacak kuralları etkin şekilde uygulayamaması nedeniyle artan eleştirilerle karşı karşıya.
Bu nedenle son dönemde, ülkelerin stratejik çıkarlarını koruyabilmesine imkan tanırken açık ekonomik çatışmaları da önleyebilecek yeni bir küresel ekonomik düzen kurulmasına yönelik öneriler gündeme gelmeye başladı.