Uzmanlara göre, Körfez ülkelerinin herhangi bir ABD-İran anlaşmasına dahil edilmesi "stratejik bir zorunluluktur"
Bölgedeki gerilimi değerlendiren uzmanlar, Körfez ülkeleri olmadan yapılacak olası bir ABD-İran anlaşmasının kırılgan olacağını ve sürdürülebilir güvenlik sağlamayacağını vurguladı.
ABD ile İran arasında ilan edilen ateşkesin ardından bölgedeki gelişmeleri değerlendiren Körfez ve Arap uzmanlar, olası bir anlaşmaya Körfez ülkelerinin dahil edilmesinin artık bir tercih değil “stratejik bir zorunluluk” olduğunu ifade etti.
Uzmanlara göre, ateşkese rağmen İran’ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarının sürmesi, bölgedeki güvenlik dengesi açısından ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Bu durumun, sadece iki ülke arasındaki anlaşmalarla çözülemeyecek daha geniş bir bölgesel güvenlik sorunu olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.
“Sistematik saldırganlık” vurgusu
Uzmanlar, İran’ın özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt gibi ülkelere yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarını “sistematik saldırganlık” olarak nitelendirdi.
Ateşkese rağmen devam eden bu saldırıların, İran’ın bölgedeki kayıplarını telafi etmek ve müzakerelerde elini güçlendirmek amacıyla baskı unsuru oluşturma stratejisinin parçası olduğu ifade edildi.
“Körfez olmadan anlaşma kırılgan olur”
Birleşik Arap Emirlikleri’nden siyasi analist Abdul Aziz Sultan Al-Maamari, Körfez ülkelerinin artık sadece etkilenen taraflar değil, doğrudan güvenlik denkleminde yer alan aktörler olduğunu belirtti.
Al-Maamari, “Bu ülkeler artık sadece etkilenen taraflar değil, gelecekteki herhangi bir güvenlik denkleminde ilgili ve doğrudan taraflardır... Geçmiş deneyimlerin gösterdiği gibi, bölge ülkeleri olmadan varılan herhangi bir anlaşmanın çoğunlukla tehlikenin temel nedenlerini ele almadığını anlamalıyız” dedi.
Uzman, Körfez ülkelerinin sürece dahil edilmediği bir anlaşmanın kırılgan olacağını ve kolaylıkla çökmeye açık hale geleceğini vurguladı.
Güvenlik ve egemenlik için üç temel şart
Al-Maamari’ye göre, olası bir anlaşmanın üç temel unsuru içermesi gerekiyor: altyapı ve hayati tesislerin hedef alınmamasına yönelik açık garantiler, ihlal durumlarında işleyebilecek denetim ve hesap verebilirlik mekanizmaları ile egemenliğe saygıyı esas alan siyasi bir çerçeve.
“Artan düşmanlık kalıcı bir politika”
Suudi analist Mubarak Al-Ati ise İran’ın Körfez ve Arap ülkelerine yönelik tutumunun geçici değil, köklü ve sistematik bir politika olduğunu ifade etti.
Al-Ati, ateşkese rağmen saldırıların sürmesinin bu yaklaşımın değişmediğini gösterdiğini belirtti.
Bölgesel güvenlik için ortak mekanizma çağrısı
Lübnanlı analist Tarık Ebu Zeyneb, İran’ın anlaşmaları geçici taktikler olarak kullandığını öne sürerek, Körfez ülkelerinin dahil edilmediği bir mutabakatın güvenilir olmayacağını söyledi.
Ebu Zeyneb, “Körfez ülkelerinin katılımı artık bir seçenek değil, stratejik bir zorunluluktur” ifadelerini kullandı.
“Katılım bir hak”
Bahreynli analist Abdullah Al-Junaid ise Körfez ülkelerinin müzakere masasında yer almasının bir talep değil, hak olduğunu belirterek, “Katılımımız başkalarından bir lütuf olmamalı, çünkü ilk hak sahibi biziz” dedi.
Yeni güvenlik mimarisi vurgusu
Ürdünlü analist Mamuun Al-Masad de bölgedeki sorunların yalnızca ABD-İran ilişkileriyle sınırlı olmadığını, enerji güvenliği, denizcilik ve hayati tesislerin korunması gibi konuların doğrudan Körfez ülkelerini etkilediğini ifade etti.
Al-Masad’a göre, en gerçekçi yaklaşım, geniş kapsamlı bir uluslararası çerçeve anlaşması ile birlikte, Körfez ülkeleri ve İran arasında doğrudan güvenlik düzenlemelerinin ele alınacağı paralel bir sürecin yürütülmesi olacak.
Uzmanlar, Körfez ülkelerinin aktif katılımını içermeyen herhangi bir anlaşmanın hem bölgesel güvenlik hem de küresel istikrar açısından yetersiz kalacağı görüşünde birleşiyor.