Trump'ın ekibi İran'la "şartlı bir barış" taslağı hazırladı
ABD’li yetkililer, “Destansı Öfke” operasyonunun seyriyle birlikte askerî esnekliği artırmak amacıyla bölgeye “binlerce Amerikan askeri” konuşlandırılması ihtimalini tartışıyor.
Amerikan Newsweek dergisi, İran’da kara gücünün nasıl devreye girebileceğine dair 5 olası senaryoyu ortaya koydu.
1- İran’ın nükleer materyallerini güvence altına almak
ABD güçlerinin, İran’ın yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum stoklarını kontrol altına almak üzere gönderilmesi, tartışılan en hassas ve stratejik açıdan en önemli seçeneklerden biri olarak görülüyor. Ancak bu, başarı garantisi olmadan son derece karmaşık bir görev anlamına geliyor.
İran’ın nükleer altyapısı tek bir noktada toplanmış değil. Tesisler farklı bölgelere yayılmış durumda; bunların birçoğu yerin derinliklerine gömülü, saldırılara karşı tahkim edilmiş ve çok katmanlı hava savunma sistemleriyle korunuyor.
Kara birliklerinin konuşlandırılması yalnızca seçkin Amerikan özel kuvvetlerinin yürüteceği sınırlı bir operasyonla kalsa bile, bunun geniş çaplı askerî destek gerektirmesi bekleniyor. Buna hava koruması ve sahada sürdürülebilir lojistik destek de dahil.
Risk yalnızca savaş alanıyla sınırlı değil. Nükleer materyalleri fiilen güvence altına almaya yönelik herhangi bir girişim, Tahran tarafından rejime yönelik varoluşsal bir tehdit olarak yorumlanabilir. Bu da çatışmanın hızla büyümesine ve başka bölgesel aktörlerin de sürece çekilmesine yol açabilir.
2- Harg Adası’nı ele geçirmek
İkinci senaryo, İran petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ını işleyen Harg Adası’nın kara operasyonuyla ele geçirilmesini öngörüyor.
ABD, bu adadaki hedeflere zaten saldırılar düzenledi. Ancak yetkililer şimdi, altyapıyı yalnızca vurmak yerine adanın fiilen kontrol altına alınmasının daha etkili olup olmayacağını değerlendiriyor.
Adanın kontrol altına alınması, İran’ın petrol ihraç etme kapasitesini sınırlayarak önemli bir gelir kaynağını kesebilir ve Washington’a küresel enerji akışları üzerinde baskı kurma imkânı verebilir.
Bununla birlikte riskler son derece büyük. Reuters’ın aktardığına göre bazı Amerikalı yetkililer, bu operasyonun “son derece tehlikeli” ve “çok yüksek riskli” olacağı uyarısında bulundu. İran’ın ada hedeflerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırması, Amerikan kayıplarını ciddi ölçüde artırabilir.
Ayrıca adanın küçük yapısı ve Körfez’de açık bir konumda bulunması, Amerikan güçlerini doğrudan risk altına sokacaktır. Bu nedenle ada, aktif bir çatışma alanında savunulması zor, dikkat çekici bir stratejik noktaya dönüşebilir.
3- Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak
Hürmüz Boğazı, küresel petrol arzını tehdit eden savaş ortamında en acil gerilim noktası olmayı sürdürüyor. ABD operasyonları şimdiye kadar hava ve deniz gücüne dayanmış olsa da, petrol tankerleri için güvenli bir geçiş hattı oluşturmak, İran sınır hattı boyunca kara birliklerinin konuşlandırılmasını gerektirebilir.
Bu adım, küresel ticareti ve enerji arzını koruma görevi olarak sunulabilecek olsa da, son derece tehlikeli bir tırmanış anlamına gelir. İran topraklarında sınırlı bir varlık bile misilleme riskini beraberinde getirebilir. Buna Amerikan askerî unsurlarına ve bölgedeki varlıklara yönelik saldırılar da dahil.
Bu da başlangıçta savunma amacı taşıyan bir operasyonun kısa sürede genişleyerek Washington’ı daha büyük ve daha belirsiz bir çatışmanın içine çekebileceği anlamına geliyor.
4- Hayati enerji altyapısını korumak
Şu anda tartışılan daha sınırlı bir başka seçenek ise Güney Pars doğalgaz sahası gibi kritik enerji varlıklarını korumak amacıyla Amerikan güçlerinin konuşlandırılması.
Bu yaklaşım, ABD’nin Irak’ta daha önce yürüttüğü görevlere benzetiliyor. O dönemde Amerikan güçlerine, istikrarsızlık dönemlerinde hayati petrol altyapısını koruma görevi verilmişti.
Kapsamı daha dar olsa da bu tür operasyonlar nadiren sınırlı kalıyor. Büyük ve yüksek değerli tesislerin korunması genellikle kalıcı kara varlığı gerektiriyor. Bu da birlikleri füze ya da insansız hava aracı saldırılarına açık hale getiriyor.
5- Kapsamlı işgal
En uç seçenek ise İran’ın tamamen işgal edilmesi ve ülkenin tümüyle kontrol altına alınması. Ancak bu ihtimal son derece uzak görülüyor. Çünkü İran’a yönelik askerî operasyonun büyüklüğü, maliyeti ve zorlukları; yıllarca süren, çok pahalıya mal olan ve net ya da kalıcı bir siyasi çözüm üretmeyen Irak ve Afganistan savaşlarını bile aşacak düzeyde olabilir.
İran’ın daha büyük nüfusu, engebeli coğrafyası ve güçlü devlet kurumları dikkate alındığında, ülkenin işgali çok daha karmaşık bir tablo ortaya çıkaracaktır.
Ayrıca bu seçenek, kamuoyunda güçlü bir muhalefetle karşı karşıya. CNN’in yaptığı ankete göre Amerikalıların yüzde 60’ı asker gönderilmesine karşı çıkarken, destek oranı yüzde 12’de kaldı. Quinnipiac Üniversitesi’nin anketi ise farkın daha da büyük olduğunu ortaya koydu; buna göre karşı çıkanların oranı yüzde 74, destekleyenlerin oranı ise yüzde 20 oldu.
Bu karşıtlık parti aidiyetlerini de aşıyor. Cumhuriyetçiler arasında bile destek sınırlı kalıyor. CNN anketinde asker gönderilmesini destekleyen Cumhuriyetçilerin oranı yüzde 27’de kalırken, Quinnipiac anketinde bu oran yüzde 37 olarak ölçüldü.
Bu tablo, Orta Doğu’da yeni ve uzun süreli savaşlardan kaçınma vaadini sürekli dile getiren Trump açısından da belirgin bir siyasi kısıt anlamına geliyor.