Terörsüz Türkiye Komisyonu rapor taslağı ortaya çıktı! “Umut Hakkı” ifadesi var mı?
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında toplanan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu için hazırlanan ortak rapor taslağında "umut hakkı" ifadesi gündeme geldi.
Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu sürecine ilişkin hazırlanan ortak rapor taslağı kamuoyuna yansıdı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında toplanan komisyonun, siyasi parti gruplarının birer temsilcisinden oluşan rapor yazım ekibinin taslak çalışmasını tamamladığı belirtildi. Metinde, sürece dair ortak raporun taslak halinin ortaya çıktığı, taslağın 18 Şubat Çarşamba günü yapılması beklenen komisyon toplantısında oylanacağı bilgisi yer aldı.
Taslak metinde, rapor yazım ekibinin çalışmasını bitirdiği ve ortak bir çerçeve oluşturduğu aktarılırken, BBC Türkçe’nin haberine göre raporda “umut hakkı” ifadesinin doğrudan kullanılmadığı ancak dolaylı bir tarife yer verildiği vurgulandı. Aynı taslakta, kayyum uygulamasına son verilmesi önerisi ile yeni bir “terör” tanımı kapsamında Türk Ceza Yasası ve Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik yapılmasına dönük öneri bulunduğu ifade edildi. Raporda ayrıca, sürece özgü bir yasa çıkarılması önerisinin de yer aldığı kaydedildi.
Taslağın 60 sayfa olduğu ve metnin 7 temel başlık üzerinden kurgulandığı bilgisi paylaşıldı. Buna göre raporda; Komisyon çalışmaları ve Komisyonun temel hedefleri başlıklarının yanında, Türk-Kürt kardeşliğinin tarihi kökleri ve kardeşlik hukuku ile komisyonda dinlenen kişilerin mutabakat alanları bölümüne yer verildi. Taslak metinde ayrıca örgütün kendini feshetmesi ve silah bırakması başlığı ile sürece ilişkin yasal düzenleme önerileri ve demokratikleşme ile ilgili öneriler ana başlıklarının bulunduğu aktarıldı.
“Umut Hakkı” İfadesi Doğrudan Geçmedi
Taslak raporda, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin PKK lideri Abdullah Öcalan için önerdiği “umut hakkı” ifadesinin metne doğrudan girmediği belirtildi. Buna karşın, raporun “demokratikleşme önerileri” ana başlığı altında yer alan “yargılama ve infaza ilişkin düzenleme” bölümünde, infaz mevzuatının AİHM ve AYM içtihatları ile taraf olunan uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek, infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınmasının önerildiği aktarıldı. Aynı bölümde, mahkûmların infaz süreçlerinin; koşullu salıverilme şartları ve infaz süreleri dâhil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi ve daha bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
Taslak metinde, hasta ve yaşlı hükümlüler için “yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu” gerçeği dikkate alınarak infaz ertelemesi müessesesinin değerlendirilmesi gerektiği görüşüne yer verildi. Bunun yanı sıra cezaevleri idare ve gözlem kurullarının yapısı ve karar süreçlerinin, uygulamadaki aksaklıkların tespit edilerek gözden geçirilmesinin önerildiği kaydedildi. Yine aynı çerçevede, AİHM ve AYM’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmesi gerektiği aktarılırken, kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuatın gözden geçirilmesi gerektiği belirtildi.

“Kayyum Uygulamasına Son Verilmesi” Önerisi
Taslak raporda, Demokratikleşme ana başlığı altında yer alan hak ve özgürlüklerin genişletilmesi bölümünde, “terör” tanımına ilişkin değerlendirmeler aktarılırken, aynı çerçevede kayyum uygulamasına son verilmesi önerisine de yer verildi. Metinde, şiddet içermeyen hiçbir fiilin terör suçu olarak nitelendirilmemesi ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemlerin terör suçu sayılmaması gerektiği görüşü kaydedildi.
Taslakta, doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuatın gözden geçirilmesi gerektiği aktarıldı. Ayrıca Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hak ve özgürlükleri genişletecek, hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerisi yer aldı; Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun etkinliği artırılacak biçimde yeniden yapılandırılması gerektiği de taslakta ifade edildi. Metinde, şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan eleştiri, itiraz ve taleplerin demokratik yaşamın ayrılmaz parçası olarak korunmasının gözetilmesi amacıyla basın ve yayınla ilgili kanunların gözden geçirilmesi gerektiği kaydedildi.
Taslak raporda, haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı hükmüne bağlı olarak, uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğurduğu belirtilen yasaların hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınması gerektiği aktarıldı. Bunun yanında, Anayasa’nın 79’uncu maddesi çerçevesinde genel yargısal süreçler ile seçim yargısının belirlilik ve kanunilik ilkelerine uygun şekilde düzenlenmesi amacıyla yeni bir Siyasi Partiler Kanunu ile yeni seçim kanunlarının hazırlanmasının önerildiği belirtildi. Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partilerin kurumsal kimliklerinin korunması esas alınarak uygulamaların gözden geçirilmesi gerektiği ifade edildi. Taslakta ayrıca bir Siyasi Etik Kanunu hazırlanması önerisi de yer aldı.
Raporun yerel yönetimler başlığı altında ise, kayyum uygulaması tartışmasına ilişkin olarak belediye başkanının herhangi bir nedenle görevden el çektirilmesi halinde, yerine sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılmasına dönük mevzuat düzenlemesi önerisine yer verildiği aktarıldı.
Sürece Özgü Yasal Düzenleme Önerisi
Komisyonun “yasal düzenleme önerileri” başlıklı bölümünde, sürecin sağlıklı ve kalıcı biçimde ilerleyebilmesi için gerekli yasal altyapının oluşturulmasının zorunlu olduğu kaydedildi. Taslakta, atılacak adımların hukuki güvence altına alınması ve uygulamada karşılaşılabilecek sorunların önceden öngörülerek düzenlenmesinin hedeflendiği ifade edildi. Metinde, örgütün silah bıraktığının devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyidi halinde, sürece özgü bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulacağı belirtildi; silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olmasının tavsiye edildiği aktarıldı.