“Son teklif” ABD, İran üzerindeki baskıyı artırıyor
Washington ile Tahran arasındaki gerilimin kritik bir aşamasında, “deniz ablukası” Donald Trump yönetiminin gündeme getirdiği en dikkat çekici seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Deniz ablukası yalnızca askeri bir araç olarak değil, aynı zamanda bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek, kapsamlı bir çatışmaya doğrudan sürüklenmeden ekonomik ve stratejik baskı unsuru olarak değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Trump’ın Truth Social platformunda yeniden paylaştığı, gazeteci John Solomon’un Just the News sitesindeki makalesine göre bu seçenek, rakibin hayati kaynaklarını boğarak onu kademeli biçimde zayıflatmaya ve siyasi taviz vermeye zorlamaya dayanan önceki bir deneyime dayanıyor.
“Ekonomik boğma”
Yazar, Trump yönetiminin daha önce Venezuela’ya karşı kullandığı modeli yeniden devreye sokabileceğini düşünüyor. Söz konusu modelde uygulanan deniz ablukası, petrol gelirlerinde sert bir düşüşe yol açmış ve bu durum Nicolas Maduro yönetiminin zayıflatılmasının önünü açmıştı.
İran örneğinde de hedefin benzer olabileceği, yani Tahran’ın petrol ihraç etme kapasitesini baltalayarak zaten birikmiş baskılar altında bulunan ekonomiyi daha da sıkıştırmanın amaçlandığı belirtiliyor. Baskının, özellikle Çin ve Hindistan başta olmak üzere ticari ortakları da kapsayacak şekilde genişletilebileceği ifade ediliyor.

Hürmüz kontrolün kritik noktası
Makale, bu senaryonun merkezine Hürmüz Boğazı’nı yerleştiriyor. Çünkü burası küresel enerji ihracatı açısından en hassas geçiş noktası olarak görülüyor ve ABD donanması burada gemi trafiği üzerinde geniş kapsamlı denetim uygulayabilir.
Bu çerçevede, bölgede konuşlandırılmış gelişmiş Amerikan deniz unsurlarına dikkat çekiliyor. Bunlar arasında USS Gerald Ford ve USS Abraham Lincoln uçak gemilerinin de bulunduğu belirtilirken, bunun etkili bir abluka uygulanması ve boğaza giren çıkan her şeyin sıkı biçimde denetlenmesi kapasitesini güçlendirdiği vurgulanıyor.
Hark Adası petrol kıskacının anahtarı
Askeri değerlendirmede, İran petrol ihracatının ana merkezi sayılan Hark Adası’nın hedef alınması seçeneği de öne çıkıyor.
Emekli General Jack Keane’in değerlendirmesine göre, adanın kontrol altına alınması ya da ablukaya alınması, ABD’ye doğrudan İran petrol akışını denetleme imkânı vererek belirleyici bir nüfuz sağlayabilir. Böylece Washington, başta nükleer program olmak üzere hassas dosyalarda Tahran üzerinde baskı kurabilir.
"Son teklif" Karar Tahran’ın elinde
Bu olası tırmanış, diplomatik sürecin tıkanmasıyla birlikte gündeme geliyor. JD Vance, 21 saat süren müzakerelerin ardından Washington’un “nihai ve en iyi teklifini” sunduğunu, ancak buna rağmen anlaşmaya varılamadığını açıklamıştı.
Vance, artık kararın İran’ın elinde olduğunu vurguladı. İran ise şu ana kadar ABD yönetiminin iki temel talebini kabul etmedi. Bu talepler, zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçilmesi ve Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol talebinin geri çekilmesi olarak sıralanıyor.