Müzakere seçeneği ile işgal ihtimalleri arasında ABD'nin hamleleri İran’ı zorluyor
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile savaşı sona erdirmek için Washington’un bir müzakere sürecine dahil olduğuna işaret etmesine rağmen, sahadaki askerî hareketlilik farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Newsweek dergisine göre, ABD’nin Orta Doğu’daki askerî varlığını binlerce deniz piyadesi ve ilave savaş gemileri göndererek güçlendirmesi, hava saldırılarından kara müdahalesi senaryolarına geçiş ihtimali hakkında ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Savaş dördüncü haftasına girerken, Washington’daki karar alıcılar üzerindeki baskı da daha geniş askerî seçenekleri değerlendirme yönünde artıyor. Ancak bu seçeneklerin siyasi ve askerî maliyetlerinin ağır olabileceği de biliniyor.
İran açmazı
Askerî uzmanlar, herhangi bir kara müdahalesinin önündeki en büyük zorluklardan birinin, İran’ın saldırıları göğüsleme ve çatışmayı uzatma kapasitesi olduğunu vurguluyor. Tahran, savaşın başlamasından bu yana ağır kayıplar vermiş olsa da, gerek askerî imkânları gerekse uzun süreli yıpratma stratejisini benimseme kabiliyeti sayesinde direnme unsurlarını hâlâ koruyor.
Eski askerî yetkililer de İran’ın, çatışmayı uzatıp daha karmaşık hale getirerek ABD’yi Irak ve Afganistan’daki deneyimlerine benzer bir çıkmaza sürüklemeye çalışabileceğini düşünüyor.
Bu çerçevede analistler, herhangi bir kara operasyonunun hızlı ya da kesin sonuçlu olmayacağı, aksine uzun zaman, büyük kaynaklar ve artan can kaybı ihtimali gerektireceği uyarısında bulunuyor.
Sınırlı ama riskli bir seçenek
Gündemdeki senaryolardan biri olarak Hark Adası öne çıkıyor. Adanın, İran petrol ihracatındaki hayati rolü ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliği üzerindeki doğrudan etkisi nedeniyle stratejik bir hedef olarak görüldüğü belirtiliyor. Adanın kontrol altına alınması, Washington’a önemli bir baskı kartı kazandırabilecek nispeten sınırlı bir askerî seçenek olarak değerlendiriliyor.
Ancak bu seçenek de risklerden uzak değil. ABD güçleri yoğun füze saldırılarıyla karşılaşabileceği gibi, çıkarma ve kontrol sürecine ilişkin lojistik sorunlarla da yüzleşebilir.
Bazı uzmanlar operasyonun nispeten sınırlı imkânlarla mümkün olabileceğini savunurken, bazıları ise bunun İran’ı tutum değiştirmeye zorlamak için yeterli olmayacağını belirterek stratejik faydasını sorguluyor.
Hürmüz Boğazı
Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak, yalnızca tek bir adayı kontrol altına almanın ötesine geçiyor. Bu durum, İran’ın güney kıyılarına kadar uzanan daha geniş bir askerî varlığı gerekli kılıyor. Bu da Bender Abbas gibi ana limanlar dahil olmak üzere stratejik noktaların kontrolü için kara operasyonları düzenlenmesi ihtimalini beraberinde getiriyor.
Böyle bir senaryo, daha karmaşık bir çatışmanın kapısını aralayabilir. Çünkü ABD güçleri, yoğun nüfuslu şehir ortamlarında çatışmak ve gerilla savaşı ihtimaliyle karşı karşıya kalmak zorunda kalabilir.
Ayrıca deniz mayınlarının temizlenmesi ve deniz ulaşım hatlarının güvence altına alınması da uzun ve maliyetli operasyonlar gerektiriyor. Bu da söz konusu seçeneği operasyonel açıdan en karmaşık senaryolardan biri haline getiriyor.

Nükleer seçenek
İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırılara rağmen, İsfahan gibi merkezlerde hassas maddelerin hâlâ bulunabileceğine dair endişeler sürüyor. Bu durum, söz konusu maddelerin güvence altına alınması ya da tamamen imha edilmesi amacıyla özel operasyonlar düzenlenmesi senaryosunu gündeme getiriyor.
Ancak bu seçenek, tesislerin İran topraklarının iç kesimlerinde yer alması nedeniyle en tehlikeli senaryolardan biri olarak görülüyor. Böyle bir operasyon, geniş bir güvenlik kuşağı oluşturulmasını ve karmaşık ikmal hatlarının korunmasını gerektiriyor.
Bunun yanında bu tür operasyonlar, kısa sürede büyük İran güçleriyle açık çatışmaya dönüşebilir ve tırmanma riskini artırabilir.
İran coğrafyası
İran’ın coğrafi yapısı, herhangi bir kara işgalini karmaşık hale getiren belirleyici unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Engebeli dağlık araziler ve geniş mesafeler, özellikle ağır birlikler açısından askerî ilerlemeyi son derece zorlaştırıyor.
Ayrıca İran topraklarının derinliklerine yönelik çıkarma operasyonları, birliklerin nasıl destekleneceği ve nasıl tahliye edileceği konusunda da ciddi sorular doğuruyor. Elverişsiz coğrafi koşullar, ABD’nin askerî üstünlüğüne rağmen kara ilerleyişinin aksama riskini artırıyor.
Uzmanlar, 90 milyonu aşan nüfusu ve geniş yüzölçümü nedeniyle İran’a yönelik herhangi bir kara müdahalesinin uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüşebileceği uyarısında bulunuyor. İran, gerek düzenli güçleri gerekse alışılmışın dışındaki yöntemlerle sürekli bir direniş üretebilecek kapasiteye sahip görülüyor.
Değerlendirmelere göre, herhangi bir işgal senaryosu, ABD’nin Irak’ta kullandığından çok daha fazla asker gerektirebilir ve buna rağmen uzun vadeli istikrarın sağlanacağına dair bir garanti bulunmuyor. Çatışmaların uzaması da Washington’daki karar alıcılar üzerinde iç baskıyı artırabilir.
Zafer mümkün
Uzmanların büyük bölümü, ABD’nin İran karşısında geleneksel askerî üstünlük kurabilecek kapasiteye sahip olduğu konusunda hemfikir. Ancak asıl sorunun, askerî operasyonlardan sonraki süreçte ortaya çıkacağı belirtiliyor. Geçmiş deneyimler, askerî kapasitenin çökertilmesinin siyasi istikrarın sağlanması anlamına gelmediğini gösteriyor.
Bu çerçevede, ABD yönetiminin önündeki seçeneklerin son derece karmaşık olduğu görülüyor. Her bir seçeneğin büyük riskler taşıdığı ve uzun süreli bir çatışmaya yol açabileceği değerlendiriliyor. Kara seçeneği teorik olarak masada kalmaya devam etse de, yüksek maliyeti nedeniyle son derece hassas bir karar olarak öne çıkıyor ve bölgedeki dengeleri uzun yıllar boyunca yeniden şekillendirebilecek bir potansiyel taşıyor.