İran savaşı kritik bir yol ayrımında! Karar artık yalnızca Trump’ın elinde
Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin sonuçsuz sona ermesinin ardından artık sorulan soru, ABD Başkanı Donald Trump’ın bundan sonra ne yapacağı oldu.
Vance, 21 saati aşkın süren müzakere masasından herhangi bir ilerleme sağlayamadan ayrıldı. Ancak İran’ın uzlaşmaz tutumu nedeniyle başarısız olan görüşmelerin sonuçları doğrudan Oval Ofis’e taşındı. Trump, askeri hesaplarla ekonomik ve siyasi baskıların iç içe geçtiği bir anda, sınırlı ve karmaşık seçeneklerle karşı karşıya bulunuyor.
New York Times’a göre, bu tur görüşmelerin başarısız olması tamamen sürpriz değildi. Bu süreç, İran’ın askeri altyapısını hedef alan geniş çaplı bir askeri operasyonun ardından yaşanan sert tırmanışın parçası olarak geldi. ABD yönetimi, “epik öfke” kampanyası kapsamında binlerce hedefi vuran yoğun askeri baskının Tahran’ı müzakere masasında önemli tavizler vermeye zorlayacağını hesaplıyordu.
Ancak yaşananlar neredeyse bunun tam tersi oldu. İran, tutumuna daha sıkı sarıldığını gösterdi. Bu durum, nükleer programının tamamen sona erdirilmesini isteyen Amerikan teklifini kesin biçimde reddetmesinde açıkça görüldü. Böylece manevra alanı daraldı ve karar, tamamen ABD Başkanı’nın takdirine bağlı hale geldi.
Trump’ın bugün karşı karşıya olduğu temel ikilem, önündeki seçeneklerin niteliğinde yatıyor. Bunların ilki, eski Başkan Barack Obama döneminde olduğu gibi uzun ve karmaşık bir müzakere sürecine geri dönmek. O dönemde görüşmeler, yıllar süren pazarlıklar ve karşılıklı tavizlerle ilerlemişti. Ancak böyle bir yol, mevcut yönetimin temposuyla kolayca örtüşmeyen bir siyasi sabır gerektiriyor ve kısa vadede kesin sonuçlar da vaat etmiyor.
İkinci seçenek ise daha hassas olanı; özellikle ateşkes süresinin sona ermesine yaklaşılırken askeri seçeneğin yeniden gündeme getirilmesi.
Her ne kadar bu ihtimal teorik olarak hâlâ masada olsa da, siyasi ve ekonomik maliyeti bu kararın alınmasını son derece zorlaştırıyor. Son savaş, küresel enerji piyasalarının ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Arzda yaşanan aksaklıklar fiyatların sert şekilde yükselmesine yol açtı ve hem ABD içinde hem dışında enflasyonist baskılar oluşturdu. Bu nedenle yeni bir tırmanış, siyasi açıdan hassas bir dönemde doğrudan Amerikan iç dengelerine de yansıyabilir.
Bu çerçevede Hürmüz Boğazı meselesi, Trump’ın hesaplarında belirleyici bir baskı unsuru olarak öne çıkıyor. İran, bu hayati dosyayı müzakere süreciyle ilişkilendirdi. Bu da dünyanın en önemli enerji damarlarından birinin istikrarının artık yaptırımlar ve nükleer program gibi karmaşık siyasi kararlara bağlı olduğu anlamına geliyor.
Denebilir ki Vance’in başarısızlığı yalnızca gerçeği ortaya çıkaran bir aşama oldu ve ağırlık merkezini tamamen Trump’a kaydırdı. Sahadaki veriler artık kolayca değiştirilebilecek durumda değil ve iki tarafın tutumları her zamankinden daha sert görünüyor. Ortak bir zeminin belirgin biçimde ortada olmaması nedeniyle, bundan sonra atılacak her adım ister müzakere yönünde ister tırmanış yönünde olsun ciddi riskler taşıyor. Bu da kararı yalnızca Trump’ın eline bırakıyor.