İran’ın vekil güçleri savaşın merkezinde
İran’ın Orta Doğu’daki stratejisinin bel kemiğini, kırk yılı aşkın süredir bölgesel vekil güç ağı oluşturdu.
Tahran, doğrudan klasik savaşlara girmeden nüfuzunu artırmak ve rakipleriyle mücadele etmek için müttefik silahlı gruplara dayandı.
Ancak ABD merkezli National Interest dergisine göre son savaş, bu ağın önemli olmasına rağmen sanıldığı kadar belirleyici bir rol oynamadığını açık biçimde ortaya koydu.
Dolaylı nüfuz aracı
İran, 1979’daki rejim değişikliğinden bu yana “vekalet savaşı” olarak bilinen politikayı benimsedi ve bu çerçevede “direniş ekseni” olarak adlandırılan yapıyı inşa etti.
İran Devrim Muhafızları, özellikle de dış operasyonlardan sorumlu Kudüs Gücü, bu ağın kurulması ve yönetilmesinde temel rol üstlendi. Bu yapı, mali destek, askeri yardım, eğitim, silah temini ile siyasi ve ideolojik koordinasyon üzerinden şekillendi.
Bu strateji, Tahran’a “makul inkâr” avantajı sağladı. Böylece İran, başta ABD ve İsrail olmak üzere rakiplerini doğrudan savaşın tüm maliyetine ve riskine katlanmadan bölgesel çatışmaların seyrinde etkileyebildi ve baskı altında tutabildi.
Çok cepheli hareket, sınırlı etki
Son çatışmanın patlak vermesiyle İran’a bağlı gruplar birden fazla cephede harekete geçti. Ancak devreye girme düzeyleri farklı oldu. Bu tablo, sahadaki kapasitelerinin ve hesaplarının ne kadar değişken olduğunu gösterdi.
Lübnan’da Hizbullah, bu eksenin en güçlü ve en ağır silahlı aktörü olmayı sürdürüyor. Örgüt, İsrail hedeflerine doğru roketler ve insansız hava araçları gönderdi. Bu kontrollü tırmanış, hem askeri hazırlığını ortaya koydu hem de geniş çaplı bir savaşa sürüklenmeme isteğini yansıttı.
Irak’ta ise Haşdi Şabi ile bağlantılı “İslami Direniş” unsurları, özellikle ülkenin kuzeyindeki Amerikan üsleri ve noktalarına yönelik İHA ve füze saldırıları düzenledi.
Bu gruplar resmen devlet kurumları içinde yer alsa da operasyonel açıdan geniş bir bağımsızlık alanını koruyor.
Yemen’de İran’ın desteklediği Husiler cephesinde ise daha temkinli bir tablo öne çıktı. Milislerin füze ve deniz gücü kapasitesine sahip olmasına rağmen daha sınırlı siyasi tutumlarla yetinmesi, önceki Amerikan saldırılarının hesaplarını etkilediğine ve yeni bir tırmanıştan kaçınmak istediklerine işaret etti.
Marjinal unsurlar ve gerileyen nüfuz
Buna karşılık, İran’la bağlantılı bazı oluşumlar çatışmada kayda değer bir rol oynamadı. Tahran’ın özellikle Suriye’de daha önce kullandığı Fatimiyyun Tugayı ve Zeynebiyyun Tugayı bunlar arasında yer aldı.
Suriye sahası ise İran nüfuzundaki gerilemenin en açık örneği olarak öne çıktı. Beşşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından Tahran, bölgedeki en önemli dayanaklarından birini kaybetti. Nüfuzunu yeniden kurma ya da yerel müttefiklerini harekete geçirme çabaları da başarılı olmadı. Bu nedenle İran’ın Suriye’deki varlığı mevcut çatışmanın gidişatında sınırlı ve etkisiz kaldı.
“Mozaik savunma”
Dergiye göre savaş, bu ağın çalışma biçiminde niteliksel bir değişimi de gözler önüne serdi.
İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey isimlerini hedef alan saldırılar ve suikastlar, merkezi koordinasyonu zayıflattı. Bu durum, birçok grubun daha bağımsız hareket etmesine yol açtı.
Bazı analistlerin “mozaik savunma” diye tanımladığı bu model, kararların Tahran’dan tek merkezli biçimde yönetilmesi yerine, yerelde ve ayrı ayrı alınmasına dayanıyor.
Bu yapı, söz konusu gruplara taktiksel esneklik kazandırsa da aynı zamanda komuta yapısındaki kırılganlığı ve İran desteğine ne kadar bağımlı olduklarını da ortaya koyuyor.
Varlığını sürdüren ama etkisi azalan araç
İran’ın vekil güç ağının stratejik önemini küçümsemek mümkün değil. Bu yapı hâlâ Tahran’a bölgesel çatışmaların yönünü etkileme ve rakiplerine karşı birden fazla cephe açma kapasitesi sağlıyor.
Ancak son savaş, bu aracın hem caydırıcılık gücünün hem de güç dengelerini belirleyici şekilde değiştirme kapasitesinin sınırlarını gösterdi.
Koordinasyondaki aşınma, askeri saldırıların baskısı ve her grubun kendi yerel hesabının yarattığı karmaşıklık nedeniyle “direniş ekseni” artık daha az bütünlüklü ve sarsılmaya daha açık bir yapıya dönüşmüş durumda.
Buna rağmen, farklı düzeylerde de olsa bu ağın varlığını sürdürmesi, vekil güçlerin gelecekteki bölgesel çatışmalarda da temel unsurlardan biri olmaya devam edeceğini gösteriyor. Ancak dergiye göre artık bu unsurun, geçmişte düşünüldüğü gibi tek başına belirleyici bir faktör olduğu söylenemiyor.