İhvan ve Sudan Savaşı… Yeni Rapor Tehlikenin Boyutunu Açıklıyor ve Mücadele Reçetesi Sunuyor
On yıllar boyunca, İhvan ve ideolojisi Sudan’ın istikrarı ile kalkınmasının önüne bir engel olarak çıktı; devlet kurumlarına sızarak Batı ve bölge karşıtı politikaları yönlendirdi.
2021’deki darbenin sivil hükümeti devirmesinin ardından İhvan’ın nüfuzu yeniden alevlenerek iç çatışmaları körükledi, Sudan’ı şiddet ve bölgesel krizler döngüsüne geri itti; ülkeyi uluslararası güvenliği tehdit eden bölgesel ve terör unsurlarına açık bir ortama dönüştürdü.
Bu çerçevede, Amerikan “The National Interest” sitesi tarafından yayımlanan yeni bir rapor, İhvan’ın Sudan’a yönelik oluşturduğu tehdit düzeyini ortaya koyarken, bu tehlikeyle mücadele için bir yol haritası da sunuyor; İhvan ve müttefiklerinin etkisini sınırlandırmayı, terör ağlarının bölgeyle bağlantılarını kesmeyi hedefliyor.
Peki ne dedi?
Sitenin aktardığına göre, İhvan ve ona bağlı gruplar uzun süredir Sudan’ın istikrarı ve kalkınmasının önünde temel bir engel olarak yer alıyor.
1990’lı yıllarda Sudan, Usame bin Ladin’e sığınma imkânı sağladı ve terör kamplarının kurulmasına yardımcı oldu. Bill Clinton yönetimi ise bin Ladin’i yakalamayı veya o dönemde ona saldırmayı başaramadı; bin Ladin Afganistan’a geçmeden önce bu fırsat değerlendirilemedi.
Beş yıl geçmeden, bin Ladin’in elemanları Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kuleleri ile Pentagon’a saldırarak yaklaşık 3 bin Amerikalının ölümüne yol açtı. Ardından başlayan küresel terörle mücadele savaşında ise 1 milyon kişi hayatını kaybetti.
1989’da Ömer el-Beşir bir askerî darbeyle iktidarı ele geçirdi ve Sudan’da İslamcı bir hükümet kurdu. Bu politika, ülkeyi Amerika karşıtı bir çizgiye sürüklerken, bin Ladin’i barındırmak bu yönelimin bir parçasıydı.
Beşir ve İhvan yanlıları, kadınlara yönelik ağır yaptırımlar içeren aşırı şeriat uygulamalarını yürürlüğe koydu; el kesme ve recm bunlar arasındaydı. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Beşir’e savaş suçları ve soykırım dahil beş ayrı suç yöneltti. Amerika ise bu düşmanca hükümeti zayıflatmak için yaptırımlar uyguladı ve bu yaptırımlar etkisini gösterdi.
2019’da Beşir’e karşı gerçekleşen halk ayaklanması, Abdullah Hamduk liderliğinde yeni bir sivil hükümetin kurulmasına yol açtı. Hamduk hükümeti, İhvan’ın devletteki nüfuzunu kırmak için üç temel adım attı:
Eski rejimin yolsuzlukla suçlanan isimlerini hapse attı
Amerika ile ilişkileri normalleştirdi
Sudan’ı, ABD ile ittifaklı bölgesel finans merkezleriyle ilişkileri güçlendirerek ekonomik kalkınma yoluna soktu
“The National Interest” analizine göre, Hamduk hükümetinin İslamcı ideolojiyi reddeden yaklaşımı, Sudan’ı o dönemde bölgesel istikrarın temel dayanaklarından biri hâline getirmişti.
Ancak “İslamcı eski muhafızlar” bu yönelime karşı çıktı. 2021’de Hamduk’a yönelik darbe, onun görevden uzaklaştırılmasıyla sonuçlandı. Beşir döneminin çizgisine yakın olan askeri yapılar, Amerika ile yakınlaşmayı istemedi ve soykırım kültürü yeniden güç kazandı.
Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan’ın 2021 darbesine öncülük etmesine rağmen, birçok uzman onun Beşir’in ağlarına fazla yakın olduğunu belirtiyor.
Bu meşruiyet krizinin ortasında, Muhammed Daklu —“Hemedti” olarak bilinir— ordudan ayrılarak Hızlı Destek Kuvvetleri’ni yönlendirdi. Taraflar arasında açık bir çatışma başladı. Hızlı Destek Kuvvetleri geçici ateşkese razı olurken, Sudan Silahlı Kuvvetleri bunu kabul etmedi.
İhvan ve Soykırım Kültürünün İhracı
Sudan’a kök salan İhvan etkisi yalnızca bu ülkeyle sınırlı değildi. “The National Interest” raporuna göre, bu kültür İsrail’e kadar ihraç edildi ve Hartum’un 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısıyla doğrudan ilişkisi bulunduğu iddia edildi.
Saldırıdan günler sonra Joe Biden yönetimi, önde gelen Sudanlı iş insanı Abdulbasit Hamza’yı Hamas’ın askerî yapısını finanse ettiği gerekçesiyle “özel olarak tanımlanmış küresel terörist” ilan etti.
Siteye göre, “daha da şaşırtıcı olan, Hamza’nın yalnızca serbest bırakılmakla kalmayıp, 2021 darbesinin ardından yeniden güç kazanması ve Hamas’ın askerî kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nı açıkça desteklemesiydi.”
Bu ortamla bağlantılı isimlerden biri de bugün Hamas’ın önde gelen liderlerinden sayılan Halil el-Hayye. İsrail tarafından hedef listesine alınan Hayye’nin, 1990’larda Hartum’da eğitim gördüğü ve o dönemde Sudan’ın bölgedeki radikal İslamcı faaliyetlerin merkezlerinden biri olduğu için daha da radikalleştiği öne sürüldü.
Sudan’daki yılları, İhvan, bin Ladin ve Hamas’ı birbirine bağlayan aynı ağlara erişmesini sağladı. Hamas lideri Halid Meşal’in de Sudan pasaportu taşıdığı biliniyor.
Bu da yetmezmiş gibi, İran’ın lojistik ve diplomatik kanalları Sudan Silahlı Kuvvetleri’ne destek sağladı; Yemen’den Husilerin Sudan’a taşındığı belirtildi.
Husiler, Amerikan gemilerine saldırdı, İsrail ve ABD’yi yok etmekle tehdit etti ve Kızıldeniz’in küresel deniz ticaretinin %15’inin geçtiği bölgede giderek etkisini artırdı.
Amerikan sitesi, 30 yıl sonra Sudan’ın 11 Eylül öncesi döneme benzeyen bir ortam sunduğunu; Hamas ve Husilerin destekçileri ile finansörlerini barındırdığını vurguladı.
*Mücadele Reçetesi*
Aynı rapor, Sudan’daki istikrarsızlığın İran için yeni bir üsse dönüşebileceği uyarısını yaparak, bu yıkıcı zihniyetin yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde kökten sökülmesi gerektiğini vurguluyor.
Donald Trump’ın barış planının, Sudan’daki savaşı durdurmayı ve ateşkesi sağlamayı hedeflediği ifade ediliyor. Hızlı Destek Kuvvetleri daha önce ateşkesi kabul ederken, Sudan Silahlı Kuvvetleri bunu reddetti.
Trump’ın özel danışmanı Mossad Boulos’un barışı sağlama çabaları sürerken, Burhan ve Sudan ordusu ateşkesi reddetmekle kalmayıp, Boulos’u İhvan’ı iktidardan uzaklaştırmaya çalışmakla suçladı.
“The National Interest”, çözüm için 2021 darbesinin sona ermesi, silahların bırakılması ve iki tarafın da sivil bir hükümetin kontrolü altına girmesinin şart olduğunu belirtiyor.
Analiz, Hamduk’un kısa süre önce tarafları teslimiyet ve diyaloga çağırdığını, bölgesel ve uluslararası dostların desteğini aradığını hatırlatıyor. ABD’nin liderliğinde Sudan’ın, İbrahim Anlaşması ülkeleri ve diğer müttefiklerden güçlü destek bulabileceği ifade ediliyor.
Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun, Clinton’ın hatasına düşmemesi gerektiği vurgulanarak şu çağrılar yapılıyor:
Sudan’ın derhâl sivil yönetime döndürülmesi
Abdulbasit Hamza’nın teslim edilmesi
İhvan’ın yasaklanması
Diğer terör finansörlerinin sınır dışı edilmesi veya iade edilmesi