Bakan Fidan "AB üyeliği yöndeki irademiz açık"
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya ziyareti sırasında verdiği röportajda Türkiye’nin AB üyeliği konusunda “Bu yöndeki irademiz açık, şimdi sıra AB’de” mesajını verdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Almanya ziyareti kapsamında Welt am Sonntag gazetesine verdiği röportajda; Türkiye’nin AB üyelik süreci, Rusya–Ukrayna savaşı, Avrupa güvenliği, NATO, Suriye ve İsrail gibi başlıklarda Ankara’nın yaklaşımını anlattı. Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefinin hâlâ masada olduğunu vurgulayan Fidan, “Sayın Cumhurbaşkanımız, AB’ye üye olmak istediğimizi, bu yöndeki irademizi açık şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sıra AB’de.” sözleriyle, topun artık Brüksel’de olduğunu söyledi.
“Hem Rusya hem Ukrayna barışa eskisinden daha yakın”
Rusya–Ukrayna savaşına ilişkin soruları yanıtlayan Fidan, tarafların iki yıl öncesine kıyasla barış fikrine daha açık olduğunu belirtti. Hem Kiev’in hem de Moskova’nın, yaşanan yıkımın boyutunu ve savaşın toplumları üzerindeki baskısını daha net gördüğünü ifade etti. Savaşın her iki taraf için de ağır maliyet ürettiğini, sadece cephede değil, ekonomik ve sosyal alanda da ciddi bedeller ödendiğini dile getirdi.
Fidan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in belirli koşullar altında ateşkese ve kapsamlı bir barış anlaşmasına hazır olduğu mesajını verdiğini, bu yaklaşımın Ukrayna tarafına da iletildiğini anlattı. Türkiye’nin, ortaya çıkan bu süreçlerin bazı boyutlarında devrede olduğunu, temasların tamamen kopmasına izin vermeden bu kanalları açık tutmaya çalıştığını söyledi. “Bu savaş Rusya’ya da çok fazla maliyet çıkarmaktadır.” diyen Fidan, savaşın Rus ekonomisini ve Rus toplumunu da yıprattığına dikkat çekti.
NATO, güvenlik garantileri ve Macron’un asker çıkışı
Röportajda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un, Fransa, İngiltere veya Türkiye’den askerlerin Ukrayna’ya “koruma gücü” olarak gönderilebileceği yönündeki sözleri de gündeme geldi. Fidan, bu tartışmada NATO birlikleri ile NATO’ya ait olmayan, uluslararası gözlemci niteliğinde olabilecek birlikler arasındaki farkın iyi ayırt edilmesi gerektiğini söyledi.
Bugün masada olan en önemli konulardan birinin, NATO’nun 5. maddesine benzer bir güvenlik garantisinin ABD tarafından Ukrayna’ya verilmesi olduğunu anlattı.
Fidan, Rusya’nın ise bu tartışmaların “tavanını” kendi güvenlik garantisi meselesi olarak gördüğünü, bu nedenle Avrupa güvenliği, NATO planlamaları, Ukrayna’nın egemenlik hakkı ve Moskova’nın güvenlik kaygıları arasında son derece hassas bir denge bulunduğunu söyledi.
Avrupa için tarihi anlaşma ihtimali
Avrupa güvenliğini garanti altına almayı amaçlayan metinde yer alan bazı maddelerin daha dikkatli incelenmesi gerektiğini söyleyen Fidan, bu taslağın yeni saldırıları önlemek açısından tarihi bir fırsat sunduğunu ifade etti. Böyle bir anlaşmanın, bir tarafın “hangi gerekçeyle olursa olsun” diğerine saldırmayacağına dair açık ve net taahhütler içermesi gerektiğini vurguladı. “Bu konuda anlaşmaya varılabilirse, bölgede 50, 60, 70 yıl barış sağlanabilir. Belki daha da uzun.” diyerek olası barışın süresine ilişkin iyimserliğini dile getirdi.
Fidan, böyle bir barış anlaşmasının tarafların kendi güvenlik önlemlerini tamamen bırakacağı anlamına gelmediğini de ekledi. Ne Avrupalıların ne de Rusların her ihtimali rafa kaldırmayacağını, savunma planlamalarını ve farklı senaryolara hazırlıklarını sürdüreceklerini söyledi. NATO’nun da bu hazırlıklarına devam edeceğini, zaman içinde barışın ne kadar kalıcı olduğunun ortaya çıkacağını belirtti. Ancak savaşın Rusya’ya ekonomik ve sosyal açıdan ciddi zarar verdiğini, Moskova’nın da makul bir anlaşmadan fayda göreceğini ifade etti.
Rusya ile diyalog ve Türkiye’nin yeri
Röportajın geniş bir bölümü Avrupa güvenliği tasarımına ayrıldı. Fidan’a, Rusya’nın Avrupa’ya yönelik hibrit saldırıları, su altı altyapısına yönelik müdahaleler, havaalanları ve kritik tesisler üzerinde kullanılan insansız hava araçları ve siber saldırılar hatırlatıldı.
“Aradaki fark şudur: Biz Rusya ile diyaloğu hiçbir zaman kesmedik.” diyerek Ankara’nın yaklaşımındaki temel noktayı özetledi. Türkiye’nin çıkarları ihlal edildiğinde bunun cevabını verdiğini, fakat aynı zamanda coğrafi gerçekler nedeniyle komşularıyla sürekli çatışma halinde olmayı göze alamayacağını söyledi.
“Türkiye komşularının hepsiyle dostane ilişkilere sahip olmak istiyor. Hiçbir zaman sorun çıkaran taraf olmak istemiyoruz.” diyen Fidan, Ankara’nın hem komşularıyla hem de Avrupa ile muhtemel senaryoları, iş bölümü ve yük paylaşımı başlıklarını birlikte ele aldığını ifade etti.
ABD’nin Avrupa savunmasındaki rolüne ilişkin soruyu yanıtlarken, siyasi karar alıcıların bu konuyu açıkça tartışmaktan kaçındığını, “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” yaratmamak için temkinli davrandıklarını ifade etti. Washington’ın dış politika, güvenlik, ticaret ve teknoloji alanlarında temel sorular sorduğunu, uzun süre “verilmiş kabul edilen” bir dönemin sona erdiğini anlattı.
Fidan, Avrupa güvenliği konusunda İngiltere, Fransa, Almanya, Türkiye ve İtalya gibi ülkelerin bir araya gelerek tartışmaları yönlendirmesi gerektiğini vurguladı. Avrupa’nın, yeni dünya düzeninde kendi “çekim merkezi”ni mi oluşturacağına, yoksa güvenlikten ekonomiye, piyasalardan teknolojiye kadar pek çok alanda başka güç merkezlerinin belirlediği çizgiye mi uyum sağlayacağına karar vermek zorunda olduğunu söyledi. ABD’nin de aynı dönemde Çin ile küresel rekabete hazırlanmak zorunda olduğunu hatırlattı.
“İrademiz net, şimdi adım atması gereken AB”
Türkiye’nin AB üyelik sürecine ilişkin soruları da cevaplayan Hakan Fidan, Türkiye açısından tercih edilen senaryonun hâlâ tam üyelik olduğunu söyledi. Ancak hangi senaryo konuşulacaksa konuşulsun, bu tartışmanın daha fazla ertelenmemesi gerektiğini dile getirdi.
Fidan, Türkiye’ye yönelik eleştirilerin büyük ölçüde subjektif olduğunu, buna karşın AB’ye katılım sürecinin kuralları ve fasıllarının objektif ilkelere dayandığını hatırlattı. Müzakere fasıllarının açılması gerektiğini, daha sonra bu fasıllarda öngörülen kriterlerin yerine getirilip getirilmediğine bakılabileceğini belirterek, “Fasıllar açılmadan neyi yerine getirip getirmediğimize bakılamaz.” dedi. Geçmiş dönemlerde yaşanan tıkanmaların teknik gerekçelerle değil, bazı AB üyesi ülkelerin siyasi ve ideolojik tutumlarıyla ilgili olduğunu ifade etti.
Bu noktada Cumhurbaşkanı’nın çizdiği çerçeveyi hatırlatan Fidan, “Sayın Cumhurbaşkanımız, AB’ye üye olmak istediğimizi, bu yöndeki irademizi açık şekilde ortaya koyuyor. Şimdi sıra AB’de.” sözlerini tekrarladı. Türkiye açısından belirleyici olanın, Avrupa’da Türkiye’nin üyeliğine ilişkin siyasi iradenin yeniden ortaya çıkması olduğunu vurguladı. “Bizim için önemli olan Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik Avrupa’da siyasi iradenin geri dönmesidir; ondan sonra gerisi çözülür. AB adım atmalıdır.” diyerek Brüksel’e net mesaj verdi.
Almanya ile Siyasi uyum ve yeni güvenlik ortamı
Fidan, Almanya ile ilişkiler bağlamında Berlin’in iç siyasetindeki dengelere de değindi. Uzun süre Almanya’da dışişleri bakanı ile şansölyenin farklı partilerden geldiğini, bunun da tek çizgi halinde yürütülen bir dış politikayı zorlaştırdığını anlattı. Bu durumun Türkiye dahil pek çok ülkeyle koordinasyonu karmaşıklaştırdığını söyledi.
Şimdi ise bu iki ismin aynı siyasi çizgiden geldiğini, bunun da Almanya’nın dış politikasındaki uyumu artırdığını ifade etti. Uluslararası temaslarında konuştuğu aktörlerin de bu yeni tablodan memnun olduğunu aktaran Fidan, Almanya’nın oluşan yeni güvenlik ortamında daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalacağını belirtti. “Şansölye (Friedrich) Merz ve Bakan (Johann) Wadephul vizyoner biçimde hareket ediyor.
Suriye'ye geri dönüşler ve İsrail riski
Röportajın son bölümünde Suriye dosyası gündeme geldi. Fidan, Suriye’nin ağır ekonomik kriz ve savaşın bıraktığı derin yaralardan yavaş yavaş çıkmaya başladığını söyledi. Devrim sürecinden bu yana yaklaşık 500 bin kişinin Türkiye’den Suriye’ye geri döndüğünü hatırlatan Fidan, önümüzdeki 1–2 yıl içinde koşulların iyileşmesi halinde bu sayının artabileceğini ifade etti.
Bu sürecin önündeki en büyük riskin İsrail olduğunu belirten Fidan, Tel Aviv’e güvenlik endişelerini ilgili taraflara iletmeleri yönünde tavsiyede bulunduklarını anlattı. Böyle yapıldığında bu kaygılarla ilgilenilebileceğini, mekanizmalar kurulabileceğini söyledi. “Ancak tüm bu tehditlere karşı bombardımanlarla yanıt vermeye başlarsanız, bu başka bir mesaj verir.” diyerek, İsrail’in askeri karşılıklarının bölgenin geneli açısından ciddi riskler doğurduğunu vurguladı.