Avrupa'nın 100 milyar euroluk Süper savaş uçağı havalanmadan düştü
Avrupa'nın Amerikan yapımı F-35 savaş uçağından daha üstün olması hedeflenen yeni nesil savaş uçağı projesinin bu hafta resmen askıya alınması, birçok çevre için sürpriz olmadı.
Sanayi alanındaki anlaşmazlıklar, Fransa-Almanya askeri iş birliğinin en önemli siyasi projelerinden biri olarak görülen Geleceğin Hava Muharebe Sistemi (FCAS) programının merkezindeki savaş uçağı projesinin çökmesine yol açtı.
CNN'e göre yaklaşık 100 milyar euro (116 milyar dolar) maliyetle planlanan proje, daha en başından başarısızlığa mahkûm görünüyordu.
Fransa ve Almanya farklı özelliklere sahip iki ayrı uçak istiyordu. Program ayrıca bilgi paylaşımını sağlayacak bir "muharebe bulutu" ile savaş uçağına eşlik edecek yüksek teknolojili insansız hava araçlarını da içeriyordu.
Ancak savaş uçağı projesinin çökmesi, Avrupa'nın ABD Başkanı Donald Trump döneminde zayıflayan transatlantik ortaklığın ardından silahlı kuvvetlerini nasıl donatacağını yeniden değerlendirdiği bir dönemde, yeni nesil askeri teknolojilerin çok uluslu projelerle geliştirilmesi yaklaşımına ilişkin soru işaretlerini artırdı.
2017 yılında duyurulmasından bu yana Avrupa'nın ilk altıncı nesil savaş uçağı projesi çok sayıda şüpheyle karşı karşıya kaldı.
NATO'nun Avrupa'daki eski komutan yardımcılarından emekli Fransız General Michel Yakovleff, ilk dersin Almanlar ile Fransızların aynı uçağı istememesi olduğunu söyledi. Savunma sanayisindeki uzmanlar da projenin çökmesinin neden bu kadar uzun sürdüğünü sorguladı.
Söz konusu savaş uçağının, Fransız Dassault Aviation ile Almanya'yı temsil eden Avrupa merkezli havacılık şirketi Airbus'ın ortak çalışmasıyla geliştirilmesi planlanıyordu.
Ancak iki şirket, uçağın nasıl tasarlanacağı ve üretileceği konusunda anlaşmaya varamadı. Fransız Cumhurbaşkanlığı da yayımladığı açıklamada, Airbus ve Dassault üzerindeki baskıyı artırmanın imkânsız hale geldiğini düşünen Berlin yönetimini kısmen sorumlu tuttu.
Fransız Senatosu Dış İlişkiler ve Silahlı Kuvvetler Komisyonu Başkanı Senatör Cédric Perrin ise, "FCAS'ın ayakta kalacağına hâlâ yalnızca Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron inanıyor" dedi.
Alman hükümeti de şirketlerin savaş uçağı projesinde iş birliği yapamadığını kabul etti. Buna rağmen Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bu hafta Berlin Havacılık Fuarı'nda yaptığı konuşmada, FCAS'ın kalan bölümlerinde iki ülkenin başarabilecekleri konusunda iyimser olduğunu ifade etti.
Fransa ve Almanya'nın, savaş uçağı ihtiyacını karşılamak için bundan sonra büyük olasılıkla ulusal ya da farklı çok uluslu projelere yönelmesi bekleniyor.
Fransa'nın savaş uçağı üretiminde, hava muharebelerinin ilk dönemlerine kadar uzanan köklü bir geçmişi bulunuyor.
Soğuk Savaş döneminde nükleer silahlara sahip olan ve NATO'ya mesafeli yaklaşan Fransa, hava savaşına ilişkin kendi doktrinini geliştirdi.
Bu yaklaşım, yüksek verimliliğe sahip savaş uçaklarına dayanıyordu. Fransız uçak gemilerinde görev yapabilecek şekilde tasarlanan bazı modeller de dahil olmak üzere tüm uçaklar çok amaçlı kullanım anlayışıyla geliştirildi. Dassault'nun Mirage savaş uçağı ve daha yeni Rafale modeli, düşman hava sahasına sızma, hava muharebesine girme, bomba bırakma ve seyir füzesi fırlatma kabiliyetlerine sahip oldu.
Almanya ise uçak gemilerine ve nükleer silahlara sahip olmaması nedeniyle daha geleneksel bir savaş uçağı konseptini benimsedi. Hatta bazı çevrelerde pilota ihtiyaç olup olmadığı dahi tartışıldı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Almanya kendi savaş jetini üretmek yerine Avrupa'nın çok uluslu savunma projelerine katılmayı tercih etti.
1970'lerde Batı Almanya, Birleşik Krallık ve İtalya ile birlikte Tornado bombardıman uçağını geliştirdi. Daha sonra 1990'larda Birleşik Krallık, İtalya ve İspanya ile iş birliği yaparak Eurofighter savaş uçağının üretimine katıldı.
FCAS projesi de Avrupa birliğinin ve kıta sınırlarındaki artan gerilimler karşısında ortak savunma anlayışının sembolü olarak görülüyordu. Ancak siyasi açıdan başarısızlıkla sonuçlandı.
Alman Dış İlişkiler Konseyi araştırmacılarından Emil Archambault, sorunun temelinde hükümetlerin liderlik eksikliği bulunduğunu belirterek, Berlin ve Paris yönetimlerinin ihtiyaçları ve projenin nasıl yürütüleceğini net biçimde tanımlayamadığını söyledi.