Orallı: Türkiye ve Mısır’ın birlikte çalışması zorunlu / Al Ain Türkçe Özel

Türkiye ile Mısır karşılıklı büyükelçi atadı. Bu adım sadece iki ülke ilişkileri değil bölge için çok kritik önemde... Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, ilişkilerin normalleşmesinin sonuçlarını Al Ain Türkçe’ye değerlendirdi.
Türkiye ile Mısır, ilişkilerin normalleşmesi konusunda kritik bir adım daha adım attı. Karşılıklı büyükelçi ataması gerçekleşti. Son adım ilişkileri nereye götürür? İki ülkenin iyi ilişkiler kurması bölgenin dengelerini nasıl değiştirir? Enerji alanlarında denklem yeniden mi kurulacak? Erdoğan-Sisi zirvesinin önü açıldı mı? Tüm bu soruları Uluslararası İlişkiler Uzmanı Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ile konuştuk.
Büyükelçi atama kararı Türkiye Mısır arasındaki yeni başlangıcı işaret ediyor. Bu adım Doğu Akdeniz’deki dengeleri nasıl etkileyecek?
Bu coğrafyanın iki kadim milletinin, iki kadim devletinin, Akdeniz’in gerek istikrara kavuşması, gerekse enerji kaynaklarının arz ve güvenliği bağlamında birbiriyle sürekli temas halinde olması, eşgüdüm içinde adımlar atması kaçınılmaz bir durum.
Son 10 yıllık periyotta, Türkiye’nin Mısır’daki mevcut iktidarla ilişkilerinde önemli derecede bir mesafe gerilemesi oldu. Bununla beraber, kalıcı düşmanlık ve kalıcı dostlukların olmadığı değerlendirmesinden hareketle, bu coğrafyada Yunanistan, Fransa ve Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki ittifakın, Mısır’ın egemenlik alanına zarar verdiği ve deniz yetki alanını net bir şekilde daralttığı gerçeğini gördük.
Dolayısıyla Türkiye ve Mısır arasındaki yakınlaşma, Suriye ile var olan krizin çözümü ve Lübnan’la olan diyalog meselesinin de önemli oranda yukarıya doğru taşınması çok kritik. Bu gelişmeler, Doğu Akdeniz’in enerji kaynaklarının yeniden parselizasyonu ve her devlete sahip oldukları kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge oranında, hakkaniyet ölçüsünde egemenlik alanı tanınacağı gerçeğini ortaya çıkarır.
Türkiye ile Mısır’ın iş birliği ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin belki de uzun uzun vadede tanınmasıyla neticelenecek, Akdeniz enerji kaynakları havzasının yeniden paylaşımı ve hakkaniyet ölçüsünde yeniden parselizasyon çalışmasının yapılması bu coğrafyanın kaderidir diye düşünüyorum.
Yeni adımlar Türkiye ile Mısır arasındaki deniz yetki alanı, Libya ve İhvan gibi sorunların çözümünde nasıl bir etki yapacak?
Türkiye’nin Mısır ile diplomatik ilişkilerinin önce alt seviyelerde ardından istihbarat bağlamında, ardından da deniz yetki alanlarının haritalandırılmasıyla beraber son birkaç yıl içinde yavaş yavaş yeniden ivme kazandığını görüyoruz.
Bununla birlikte sürecin biraz daha öne taşınması gerekiyor. Türkiye ile Mısır’ın, Libya, İhvan ve coğrafi denklem içinde, iktisadi ve diplomatik açıdan üst seviyede, önce dışişleri bakanları ve bir noktadan sonra devlet başkanlarının karşılıklı olarak oturacağı bir ilişki kurma zorunluluğu bulunuyor.
Libya’nın toprak bütünlüğü, batı dünyasının beklentilerinin karşılanmasının mümkün olmadığı, her coğrafyanın, her milletin kendi kaderini tayin hakkının olması gerektiğine ilişkin önemli bir söylem noktasıdır.
An itibariyle meşru hükümet pozisyonunda bulunan Sisi ile uzun vadede hasmane bir tutum içinde bulunmanın hiçbir faydası yok. Böyle bir tutum, sadece ilişkiler bağlamında değil Akdeniz’deki enerji kaynakları ve Libya’nın toprak bütünlüğü noktasında da Türkiye’ye anlamsız bir enerji kaybı yaşatır.
O bakımdan Türkiye Mısır ilişkilerinin hem İhvan hem Libya’nın toprak bütünlüğünün sağlanması noktasında, dönem dönem ertelenen, dönem dönemse yeniden kurgulanması gereken, revize edilebilecek planlar dahilinde gelişmesi gerekiyor. Mısır yönetimiyle Türkiye’nin güçlü bir ilişkiye yeniden merhaba demesi bölgede istikrar ve güvenliğin yeniden sağlanması için çok önemli.
Alınan karar Erdoğan ile Sisi'nin yakın zamanda görüşmesinin gerçekleşeceğine işaret mi? Bu görüşme hem iki ülke ilişkilerini hem bölgeyi nasıl etkiler?
Dışişleri bağlamında ortaya çıkan bir müzakere süreci, bu noktadan sonra devlet başkanlarının çok daha yakın temasını ve kurulacak bir müzakere masasında güçlü bir zirvenin yeniden oluşmasının ön adımı niteliğinde...
Alt seviyede gerçekleşen diplomatik gelişmeler ve büyükelçi ataması, bir noktadan sonra devlet başkanları arasındaki ilişkiyi ve kaçınılmaz zirveyi zorunlu kılıyor.
İki devletin hem turizm bağlamında hem ihracat-ithalat rejimleri itibariyle, hem de Orta Doğu ile Kuzey Afrika coğrafyasının güvenliği, göç yollarının yeniden tahsisi ve enerji kaynakları konusunda ortak adım atması şart. Çünkü iki devletin hemfikir olamadığı hiçbir proje, bu coğrafyada fikirden uygulamaya geçemez.
Türkiye ve Mısır bu coğrafyada uzun yıllardan beri var olan ilişkilerin iki kurucu unsuru. Mısır’ın Afrika’nın kuzeyi, İslam ve Arap coğrafyası içinde arz ettiği önem ortada... Türkiye’nin jeopolitik konumu ve batı dünyasına açılan kapı niteliğinde olması da ortada... Dolayısıyla üstlendikleri rol itibariyle, her iki ülkenin de kaybet-kaybet sürecinin ardından yavaş yavaş denge söylemine, ardından da kazan-kazan sürecine geçmesi zorunluluk arz etmektedir.