Sudan’da yeni süreç: İhvan ağlarının dağıtılması barışın anahtarı mı?
ABD’nin terör kararıyla eş zamanlı atılan adımın, uzmanlara göre Tasfiye Komitesi’nin yeniden faaliyete geçmesiyle finansal ağları kurutacak hukuki bir süreci başlatarak barışın önünü açabileceği değerlendiriliyor.
30 Haziran 1989 rejiminin tasfiyesi ve kamu kaynaklarının geri alınmasına yönelik komitenin yeniden faaliyete geçmesi, Sudan devletini korumayı ve Müslüman Kardeşler’e bağlı kaosu besleyen finansal ve örgütsel ağları kurutmayı hedefleyen hukuki bir süreci temsil ediyor. Bu sürecin, savaşın sona erdirilmesi ve barışın sağlanmasının önünü açacağı değerlendiriliyor.
Bu değerlendirme, Müslüman Kardeşler rejiminin 2019 yılında devrilmesinin ardından kurulan Sudan’daki komitenin, örgüt liderlerini ve uzantılarını takip etmek üzere çalışmalarına yeniden başlamasına ilişkin uzman görüşlerinde ortaklaştı. Söz konusu adım, ABD’nin örgütü terör örgütü olarak sınıflandırma kararının yürürlüğe girdiği döneme denk geliyor.
Uzmanlar, komitenin yeniden faaliyete geçmesinin, devlet kurumlarını Müslüman Kardeşler’in etkisinden kurtarmak, Sudan’ın geleceğini korumak ve sivil geçiş sürecini güvence altına almak açısından gerekli olduğunu vurguladı. Ayrıca bu sürecin, kaosu besleyen kaynakların kurutulmasına katkı sağlayarak savaşın sona ermesine zemin hazırlayabileceğini ifade ettiler.
Uzmanlar ayrıca, yağmalanan kamu varlıkları dosyasının “siyasi bir rakam” olmadığını, aksine Sudan halkının adalet, hizmet ve onur hakkıyla doğrudan bağlantılı asli bir hak olduğunu özellikle vurguladı.
Sivil sürecin yeniden tesisi
Sudanlı siyasi analist Sibevayh Yusuf, komitenin yeniden faaliyete geçmesini, özellikle Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren savaşın ardından sivil geçiş sürecini yeniden rayına oturtacak “gerçek ve hayati bir adım” olarak nitelendirdi.
Yusuf’a göre, Ekim 2021’de yaşananlar yalnızca bir siyasi darbe değil, aynı zamanda doğrudan Tasfiye Komitesi’ne yönelik bir müdahaleydi. Bu süreçte komite donduruldu, dağıtıldı ve üyeleri hedef alındı; bazı yöneticileri tutuklandı ve kararları İhvan’a yakın yargı organları aracılığıyla iptal edildi. Yusuf, komitenin ekonomik, askeri, sosyal ve diplomatik alanlarda devlet içindeki İhvan ağlarını ortaya çıkaran temel araç olduğunu ve bu nedenle doğrudan hedef alındığını belirtti.
Siyasi analist Osman Mirgani de benzer şekilde güçlendirme yapısının tasfiyesinin zorunlu olduğunu ifade etti ancak bunun devlet öncülüğünde, açık ve kurumsal bir mekanizma ile yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Mirgani, bu sürecin, İslami Hareket’in devlet kurumları içindeki nüfuzunu kalıcı hale getiren yasa ve mevzuatın kaldırılmasıyla desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Devlet içinde “ahtapot” yapılanma
Yusuf, 1989’da kurulan sistemin sıradan bir siyasi yapı olmadığını, devletin tüm organlarını kontrol altına alan “ahtapot benzeri” bir organizasyon olduğunu ifade etti. Bu yapının, güçlendirme politikasıyla devletin bütün kurumlarına nüfuz ettiğini belirtti.
Bu yapı yalnızca sivil alanlarla sınırlı kalmadı; askeri kuruma da yayıldı. Yusuf’a göre 1990 ile 2018 arasındaki askeri alımlarda İhvan bağlantılı kadrolar yer aldı ve askeri okullara girişte örgütsel tavsiyeler belirleyici oldu. Aynı durumun kamu hizmeti alanında da yaşandığını, devlet kurumlarına yerleştirilen kadrolar nedeniyle yapının halk yerine örgütün çıkarlarına hizmet eder hale geldiğini söyledi.
Hukuki süreç, siyasi intikam değil
Uzmanlara göre, güçlendirme yapısının tasfiyesi siyasi bir hesaplaşma değil, 2019 Anayasal Bildirgesi’ne dayanan meşru ve hukuki bir süreçtir. Bu değerlendirme, İhvan’ın kamuoyunu etkilemek için öne sürdüğü “siyasi tasfiye” söyleminin aksine, devletin korunmasına ve kurumların yeniden kazanılmasına dönük bir adım olarak öne çıkıyor.
Yusuf, Sudan’da İhvan’ın terör örgütü olarak sınıflandırılmasının komitenin çalışmalarına ek ivme kazandıracağını, böylece bu ağların niteliğini ve iç-dış finansal ilişkilerini ortaya koyan belge ve delillerin daha etkin biçimde sunulabileceğini ifade etti. Ona göre, örgütün Sudan dışındaki yatırımları ve yaptırım altındaki isimlerle bağlantıları da bu çerçevede önem taşıyor.
Savaşın finans kaynaklarının kurutulması
Yusuf, mevcut savaşın bu ağlardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek, İhvan’ın yıllar boyunca biriktirdiği kaynakların bugün çatışmayı finanse ettiğini söyledi. Bu kaynakların kesilmesinin, savaşın zayıflamasına ve daha hızlı sona ermesine yol açabileceğini ifade etti.
Sudan uzmanı Şevki Abdülazim de savaşın bazı taraflar için siyasi ve ekonomik bir proje haline geldiğini belirterek, bu ağların ortaya çıkarılmasının savaşın sürdürülmesine yönelik motivasyonu azaltacağını dile getirdi. Abdülazim’e göre bu ağlar, savaş boyunca yakıt ve altın ticareti ile kaynak kaçakçılığı gibi faaliyetler üzerinden etkinliğini korudu. Bu yapıların dağıtılması, Sudan kamuoyunun çatışmanın “onur savaşı” değil, siyasi ve ekonomik nüfuz savaşı olduğunu daha açık görmesini sağlayabilir.
Yağmalanan varlıklar halkın hakkı
Uzmanlar, son 30 yılda Sudan’da altın, petrol ve toprak dahil olmak üzere geniş çaplı bir yağma yaşandığını, bu kaynakların devlet hazinesine aktarılmadığını vurguladı. Büyük miktarda altının kaçırıldığı, petrol gelirlerinin kamu kasasına ulaşmadığı ve geniş arazi ile kaynakların eski rejime bağlı kişi ve gruplara tahsis edildiği ifade edildi.
Yusuf, bu varlıkların “siyasi bir rakam” değil, Sudan halkına ait gerçek bir servet olduğunu söyledi. Ona göre bugün bu kaynakların bir bölümü savaşın finansmanında kullanılıyor. Bu nedenle geri alınmaları hem adaletin sağlanması hem de çatışmanın sona erdirilmesi açısından zorunlu görülüyor.
Abdülazim de aynı noktaya dikkat çekerek, halkın malı olan bu kaynakların bugün silahlı gruplara destek amacıyla kullanıldığını belirtti. Mevcut koşullarda bağımsız yargının yokluğu ve adalet kurumları üzerindeki etkiler nedeniyle bu varlıkların kısa vadede yargı yoluyla geri alınmasının zor göründüğünü, ancak isimlerin, şirketlerin ve para akışlarının belgelenmesinin büyük önem taşıdığını söyledi.
Devletin yeniden inşası
Yusuf, komitenin Aralık 2019 devriminin bir ürünü olarak siyasi ve hukuki meşruiyete sahip olduğunu belirterek, yeniden faaliyete geçmesini devletin yeniden inşası yolunda temel bir adım olarak değerlendirdi. Ona göre komitenin geri dönüşü, halkın malının geri alınması ve güçlendirme yapısının çözülmesi bakımından devrim sürecinin yeniden rayına girmesi anlamına geliyor.
Abdülazim ise İhvan’ın 30 yıl boyunca devletin tüm kurumlarını, özellikle de güvenlik aygıtlarını kontrol ettiğini ve bu yapının tasfiyesinin devletin korunması için zorunlu olduğunu ifade etti. Bu aşamada en önemli başlıklardan birinin kamuoyunun bilinçlendirilmesi olduğunu, hukuki ve yargısal tasfiyenin ise sonraki aşamalarda gündeme geleceğini söyledi. Ona göre gerçeklerin kamuoyuna açıklanması, bu çevrelerin siyasi olarak teşhir edilmesine ve ileride yargı önüne çıkarılmalarına zemin hazırlayabilir.
Uygulamadaki zorluklar
Mirgani, komitenin yeniden faaliyete geçmesinin önemine rağmen, başarı için güçlü bir hukuki ve kurumsal altyapının gerekli olduğunu, aksi halde etkinliğinin sınırlı kalabileceğini söyledi. Önceki deneyimde komitenin yasal ve idari eksikliklerle karşı karşıya kaldığını, özellikle itiraz mekanizmasının tamamlanmamış olmasının birçok kararın sonradan bozulmasına yol açtığını ifade etti. Bu nedenle, güçlendirme yapısının tasfiyesinde başarı için yalnızca siyasi iradenin değil, aynı zamanda bütüncül bir devlet mekanizmasının da devreye girmesi gerektiğini vurguladı.
Belgeler, dosyalar ve derin yapı
Abdülazim, komitenin İslami Hareket ve ona bağlı unsurların son 30 yıldaki faaliyetlerine ilişkin çok büyük miktarda bilgi ve belgeye sahip olduğunu söyledi. Bu dosyaların, yolsuzluk ağları ve “derin devlet” yapılanmasına dair ayrıntılı bir tablo sunduğunu belirtti.
Komitenin öneminin yalnızca hukuki boyutla sınırlı olmadığını, aynı zamanda kamuoyuna gerçeği ulaştırma işlevi taşıdığını vurgulayan Abdülazim, eski rejim döneminde devletin nasıl yönetildiğinin ve unsurlarının kurumlara nasıl yerleştirildiğinin açıklanmasının bu aşamada belirleyici olacağını ifade etti. Ona göre, mevcut şartlarda dahi Sudan içindeki avukatlar bu belgelerden yararlanarak hukuki başvurular yapabilir. Ancak şu aşamada asıl önemli olanın yalnızca adli değil, halk nezdinde ve siyasi düzlemde yürütülecek hesaplaşma olduğunu söyledi.
Yolsuzluk ağı ve uluslararası baskı
Komitenin 2019’da kurulmasının ardından, ortaya çıkardığı büyük yolsuzluk dosyaları ve açtığı soruşturmalar nedeniyle İhvan’dan sert bir karşılık göreceği yönünde beklentiler vardı. Komite, eski rejimin el koyduğu varlıklar, topraklar ve kurumlarla ilgili geniş yetkilerle donatılmış; bunların bir kısmını Maliye Bakanlığı yönetimine devretmişti. Ayrıca yolsuzluğa karıştığı belirtilen kişi ve şirketlerin hesaplarını dondurmuş ve eski rejime bağlı kurumların tasfiyesine girişmişti. Bu süreç, yolsuzluğu kuşatmak ve İhvan’ın onlarca yılda kurduğu güçlendirme imparatorluğunu yıkmak isteyen Sudanlılar arasında geniş destek bulmuştu.
Komite, Ekim 2021’deki askeri müdahaleye kadar geçen sürede, İhvan’ın devlet içindeki yapılanmasına ilişkin çok sayıda dosyayı açmış, örgütün kurumları kendi unsurlarıyla nasıl mayınladığını ve böylece her türlü reform ile yolsuzlukla mücadele girişimini nasıl engellediğini gözler önüne sermişti. Bu kadroların farklı sektörlerde üst düzey görevlere getirilmiş olması, hizmetlerin kötüleşmesini ve kayırmacılığın yayılmasını da açıklayan unsurlar arasında yer aldı.
Komitenin yeniden faaliyete geçmesi aynı zamanda ABD’nin örgütü terörist sınıflandırma kararının yürürlüğe girdiği döneme denk geliyor. Bu adımı, Washington’ın yaptırımlar, yakalama kararları ve örgütün silahlı kollarına operasyonel zemin sağlayan isimlere yönelik kara listelerle takip etmesi bekleniyor. Gözlemcilere göre komite, faaliyetlerine kaldığı yerden devam ederse, İhvan’ın 30 yıllık iktidar dönemine ait dosyaların yeniden açılması, bu karanlık dönemin kapanması ve istikrar ile barış temelli yeni bir geleceğin kurulması açısından önemli bir rol oynayabilir.