Savaş sonrası İran nasıl yönetilecek? İşte olası senaryolar
İsral ve ABD tarafından İran'a başlatılan operasyonlar henüz sonuçlanmasa da Hamaney'in öldürülmesi beraberinde "Savaş sonrası İran nasıl yönetilecek?" sorusunu getirdi.
İran’da savaş henüz sona ermedi. Ancak rejimin tepesindeki isim olan dini lider Ali Hamaney’in öldürülmesi, iktidar, nüfuz ve kontrol alanlarının geleceğine dair beklentileri daha da yükseltti.
Hamaney’in geçen cumartesi sabahı Tahran’daki yerleşkesine yönelik ABD-İsrail saldırısında öldürülmesi, 1979’dan bu yana İran’daki siyasi sistemin seyrinde dönüm noktası olarak görülüyor ve ülkede yönetimin geleceği ile kontrolün kimde toplanacağına dair spekülasyonları hareketlendirdi.
Tarihsel olarak İran, yaklaşık yarım asırda dini liderini yalnızca bir kez değiştirdi. Hamaney, 1989’da Humeyni’nin ardından göreve gelmişti.
Hamaney sonrası oluşan boşlukla başa çıkmak için İran, yeni lider seçilene kadar ülke işlerini denetleyecek üç kişilik bir geçici liderlik konseyi kurdu. Konsey, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, yargı erkinin sert çizgideki başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei ve önde gelen din adamı Ali Rıza A’rafi’den oluşuyor.
Ancak ABD-İsrail saldırıları sürerken, hükümetin seçim sürecinin yürürlükteki anayasal kurallara göre işleyeceği ısrarına rağmen, yeni dini liderin belirlenmesinin ne kadar süreceğine dair bir işaret bulunmuyor. Mevcut savaş, ülkedeki rejim ve yönetimin geleceğini de tartışmanın merkezine taşıyor.
ABD’de Dış İlişkiler Konseyi’nin (CFR) bir değerlendirme notuna göre, mevcut İran rejimi hâlâ derin biçimde kökleşmiş durumda. Ağır sarsıntılara karşı ayakta kalmış kurumlar tarafından destekleniyor ve iktidarda kalmak için kitlesel şiddet kullanmış bir yapı olarak tarif ediliyor. Bu da şu an için en olası çizginin rejimin sürmesi ve Hamaney’in yerine yeni bir liderin gelmesi olduğu anlamına geliyor.
Süreklilik ve düzenli bir halefiyet
Bu çerçevede İtalyan uzman Daniele Rovinietti, Al Ain News'e yaptığı değerlendirmede, “Hamaney’in ölümünden sonra İran liderliğinin değişimden ziyade sürekliliğe öncelik vermesi beklenir. Üst düzey yetkililer halefiyetin anayasal prosedürlere göre ilerleyeceğine ve geçiş dönemini yönetecek geçici bir mekanizmanın bulunduğuna zaten işaret etti” dedi.
Rovinietti, bunun özellikle ülkenin dış baskı altında olduğu bir dönemde, kurumların mevcut yönetim modelini korumayı ve kurumsal dayanıklılık gösterisini hedeflediğine işaret ettiğini belirtti.
Bununla birlikte, sürecin kırılgan kalabileceğini de söyleyerek, süren askerî saldırıların ve geçiş dönemindeki kilit isimlerin hedef alınmasının “resmî olarak öngörülen düzenli halefiyet sürecini” sekteye uğratabileceğini; rejimin istikrar görüntüsü vermeye çalışmasına rağmen belirsizliğin artabileceğini ifade etti.
Hamaney’in yerine geçebilecek “gölge” isimlere ilişkin olarak da, İran’daki siyasi ve güvenlik kurumlarının içinde etkin olan bazı figürlerin halefiyet mücadelesinde belirleyici olabileceğini söyledi. Cumhurbaşkanlığı, yargı, Koruyucular Konseyi ve ulusal güvenlik aygıtı gibi ana kurumlarla bağlantılı kişilerin, geçiş sürecindeki anayasal rollerinden dolayı özellikle avantajlı konumda olduğunu vurguladı.
Aynı zamanda mevcut koşulların, “ön plana çıkmanın” risklerini artırdığını, görünür isimlerin saldırıların hedefi hâline gelebileceğini, bu nedenle daha az öne çıkan ve krizi atlatan figürlerin kurumsal nüfuzlarını koruyarak yükselmesine yol açabilecek bir dinamik oluşabileceğini belirtti.
Hamaney’in olası alternatifleri
CFR’nin değerlendirme notuna göre, merhum Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, aile bağları, sert ideolojik çizgisi ve idari tecrübesi nedeniyle Hamaney’in en güçlü halef adayıydı; ancak Mayıs 2024’te helikopter kazasında hayatını kaybetmesi bu ihtimali ortadan kaldırdı.
Bir diğer dikkat çeken isim, mevcut dini liderin ikinci oğlu Mücteba Hamaney. Ancak bu tercih, resmî idari tecrübesinin sınırlı olması, dinî yeterliliğinin “mütevazı” görülmesi ve rejimin “hanedan yönetim” önerilerini reddetmesi nedeniyle tartışmalı olabilir.
Reisi’nin ölümünden sonra oluşan boşlukta, merhum dini liderin üç din adamını olası halefler olarak belirlediği yönünde iddialar da yer aldı.
Adayların kimliği resmen doğrulanmadı. Ancak medya spekülasyonları, idari ve dinî yeterliliği güçlü görülen üst düzey isimlere odaklanıyor.
Anılan ihtimaller arasında; iki gün önce kurulan geçici liderlik konseyinin de üyesi olan, Koruyucular Konseyi ve Uzmanlar Meclisi üyesi Ali Rıza A’rafi; Hamaney ofisinde danışman olan Muhsin Kummi; Uzmanlar Meclisi’nin eski üyelerinden Muhsin Araki; İran yargısının başı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei; Kum’daki cuma imamı Haşim Hüseyni Buşehrî gibi isimler sayıldı.
CFR’ye göre, Hamaney’e yakın bir ismin yükseltilmesi, mevcut güç dengesini sürdürerek fiilen “Hamaney’siz Hamaneycilik” anlamına gelebilir.
Rejimde büyük değişim ihtimali
İran’daki nüfuz ve yönetim haritasında ikinci hat, ABD-İsrail saldırılarının sürmesi ve ABD’nin çatışmayı haftalarca sürdürme taahhütleri altında, rejimin kendisinde büyük bir değişim yaşanması ihtimalini içeriyor.
Ancak gözlemcilere göre böyle bir gelişme, Devrim Muhafızları’nın dağılması ya da içinde bir darbe yaşanması gibi, rejimde değişimi mümkün kılacak bir kırılmayı gerektirebilir.
Bu noktada Rovinietti, kısa vadede Devrim Muhafızları’nda yapısal bir zayıflık görülmesinin olası olmadığını; ağır askerî baskı altında bile İran liderliğinin kurumsal sürekliliği ve devlet koordinasyonunu vurguladığını söyledi.
Mevcut çatışmaların teşkilatı operasyonel açıdan zorlayabileceğini, fakat aynı zamanda rejimin hayatta kalmasının temel dayanağı olarak merkezî rolünü de güçlendirdiğini belirtti.
Dış baskının kapasiteyi zayıflatıp kilit komutanları ortadan kaldırabileceğini, ancak bunun otomatik olarak teşkilatın dağılması anlamına gelmeyeceğini; tarihsel olarak bu tür baskıların güvenlik aygıtını parçalamaktan çok “konsolide” ettiğini ifade etti.
Devrim Muhafızları’nın ciddi biçimde bölünmesi ihtimalinde ise, bunun “pürüzsüz bir geçişten” ziyade tehlikeli bir iktidar boşluğuna yol açacağını, İran yönetim yapısının güvenlik kurumlarıyla derin biçimde iç içe olduğunu, dolayısıyla Muhafızlar’daki bir çöküşün en üst düzeyde karar alma süreçlerini felce uğratabileceğini söyledi.
Böyle bir senaryoda siyasi, dinî ve askerî elitler içindeki rakip fraksiyonların boşluğu doldurmaya çalışabileceğini, bunun da iç istikrarsızlık ve bölünme riskini artıracağını ve kökten farklı bir kurumsal modele geçişin ancak daha uzun bir zaman diliminde ve görece istikrar koşullarında mümkün olabileceğini, o koşulların ise şu an mevcut olmadığını vurguladı.
Üç İhtimal
CFR notu, bu bağlamda üç ana eğilimi şöyle sıraladı: rejimin sürmesi, askerî darbe, rejimin çöküşü.
Bu eğilimler birbirini dışlamıyor. Kaynağa göre İran’da liderlik geçişi, sürekliliği korumaya dönük “düzenli” bir süreç olarak başlayabilir. Ancak sonra aksayıp açık bir askerî darbeye ya da devletin çöküşüne evrilebilir.
Rejimin sürmesi, Hamaney’e bir halef seçilmesini ve bu halefin, baskı altında bulunan güvenlik ve askerî aygıt üzerinde kontrol kurmayı başarmasını gerektiriyor. Ancak beklenen liderin yeni olması ve tablonun karmaşıklığı nedeniyle bunun tartışmalı bir senaryo olduğu da belirtiliyor.
Bu nedenle İran’daki etkili çevreler, dış tehditler ve iç istikrarsızlıkla baş etmek için kolektif liderliği (mevcut geçici konsey gibi) bir mekanizma olarak görebilir.
İkinci senaryo, İran’da iktidarın daha otoriter bir modele kayması ve ordunun ya da güvenlik unsurlarının İslam Cumhuriyeti içinde açık biçimde yönetime el koymasını içeriyor.
Yakın zamana kadar ordu, din adamlarının hâkim olduğu mevcut iktidar yapısıyla simbiyotik ama tarihsel olarak “bağımlı” bir ilişki içindeydi. Ancak mevcut savaş ve getirdiği meydan okumalar altında, İran ordusunun komutanlarının ülkenin geleceğinde daha belirleyici bir konuma gelmesi ihtimalinden söz ediliyor.
Bu durum, hırsları artırabilir ve dinî meşruiyet görüntüsünü koruma çabalarının askerî yönetim lehine aşınmasına yol açabilir.
Son senaryo ise, İran İslam Cumhuriyeti’nin yeni bir lider ya da yeni bir düzene “resmî ve istikrarlı” bir geçiş olmaksızın fiilen çökmesi ihtimali olarak tarif ediliyor.
CFR notuna göre rejim çöküşü, muhtemelen önce kademeli, sonra bir anda açığa çıkan bir süreç şeklinde gelişebilir; iktidar merkezlerinde kaos ve iç çatışmaların birikmesiyle, rejimin otoritesine yönelik artan protestolar, grevler ve meydan okumalar ile ABD’nin yürüttüğü askerî kampanya eşlik edebilir.
Ancak bu tür bir çöküş, kısa vadede ülkeyi bir kaos dönemine sokar; notta, bunun ardından gelecek aylarda olumlu bir gelişme beklenmediği ve bunun bölgesel ölçekte büyük yansımalarının olacağı ifade edildi.