2024 Plastik Anlaşması: Büyük adım mı, hayal mi?

Birleşmiş Milletler, plastik kirliliğini sonlandırmak için 2024'te bir anlaşma imzalamayı hedefliyor; ancak plastik üreticileri ve tüketicilerin tepkileri bu adımın etkinliğini belirsizleştiriyor.
Birleşmiş Milletler, Paris İklim Sözleşmesi'nden sonraki ikinci büyük adımı atmaya hazırlanıyor. Küresel plastik kirliliğiyle mücadele etmeyi amaçlayan yeni bir anlaşma için 2024 sonuna kadar hükümetler, büyük şirketler ve sivil toplum kuruluşları arasında bir konsensüs oluşturulması hedefleniyor.
Bu potansiyel anlaşma, dünya çapında atık yönetimini radikal bir şekilde değiştirebilecek ve plastik kirliliğine karşı küresel bir çözüm getirebilecek olan bir yol haritası olabilir.
Bu çaba, geçen yıl 193 ülkenin dünya çapındaki plastik kirliliğine son verme konusunda anlaşmaya varmasından bu yana sürekli bir momentum kazandı. İkinci tur müzakereler, 29 Mayıs - 2 Haziran tarihleri arasında Paris'te düzenlenen bir haftalık oturumda yapıldı.
Bu görüşmeler, plastik kirliliğiyle mücadele etmek ve daha sürdürülebilir çözümler bulmak için ortak hedefler ve standartlar belirlemek üzere tasarlandı.
Anlaşma, Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın (UNEP) "Musluğu Kapatmak: Dünya nasıl plastik kirliliğine son verebilir ve döngüsel bir ekonomi yaratabilir" başlıklı son raporunda belirtilen döngüsel ekonomi prensiplerine dayanacak. Bu yaklaşım, daha etkin plastik geri dönüşüm ve yeniden kullanım süreçlerini teşvik ederek, mevcut atık üretiminin yaklaşık yüzde 30'unun geri dönüştürülebileceği bir model öneriyor.
Bu anlaşmanın plastik üreticileri ve tüketiciler üzerindeki etkisi ise henüz net değil. Pek çok büyük petrol ve kimya şirketi, plastik üretimine getirilecek kısıtlamaları karşı çıkarken, tüketicilerin plastik tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye istekli olup olmadıkları da belirsiz.
Tüketicilerin çoğu, plastik poşet kullanımının sınırlanması gibi politikaları kabul etmiş olsalar da, birçok insan hala bu tür politikaları tamamen benimsemekte zorlanıyor. Bu durum, potansiyel bir anlaşmanın tüketiciler üzerinde nasıl bir etki yapacağına dair belirsizliği artırıyor.
Yeni politikaların tüketicilere plastik kullanımının çevresel etkileri konusunda daha fazla farkındalık yaratma potansiyeli varken, bu tür değişikliklerin tamamen benimsenmesi genellikle zaman alıyor.
Diğer taraftan, plastik üretimi sektörü ve bazı büyük petrol ve kimya şirketleri, bu anlaşmanın getirebileceği potansiyel kısıtlamalara karşı çıkıyorlar. Bu şirketler, önümüzdeki 20 yıl boyunca plastik üretimini artırmayı planlıyorlar ve bu anlaşma onların bu hedeflerini engelleyebilir.
Amerika Kimya Konseyi (ACC), bu şirketlerin çıkarlarını temsil ederken, plastik üretimine kısıtlama getiren bir anlaşmaya karşı lobi faaliyetlerini yönlendiriyor.
ACC'nin argümanlarından biri, plastik kısıtlamalarının küresel eşitsizliği artıracağı fikri. Bunun nedeni olarak, tek kullanımlık plastiklerin yoksul ülkelerdeki insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılması gösteriliyor. Bu durum, anlaşmanın kapsamlı ve etkili olabilmesi için hem küresel kuzey ve güney arasındaki çevresel adalet sorunlarının hem de plastik kirliliğiyle mücadele stratejilerinin dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.
Birleşmiş Milletler'in öncülüğündeki bu yeni anlaşma, plastik kirliliği sorununun karmaşıklığını ve plastik atıkların yönetimi konusunda küresel bir çözüm bulma ihtiyacını gösteriyor. Bu anlaşmanın uygulanabilirliği ve etkinliği hala belirsiz olmasına rağmen, bu, çevre koruma konusunda atılan önemli bir adım olarak değerlendiriliyor ve gelecek nesiller için daha sürdürülebilir bir dünya oluşturma umudunu taşıyor.