Özgür Özel Meclis önünde konuştu: “Beni acıyla, zulümle, baskıyla terbiye edemezler”
CHP Genel Merkezi’nden Meclis’e yürüyen Özgür Özel, yürüyüşün sonunda otobüsün üzerine çıkarak vatandaşlara seslendi.
CHP Genel Merkezi’nden Meclis’e yapılan yürüyüşün sonunda Özgür Özel, Meclis önünde otobüse çıkarak vatandaşlara seslendi.
Konuşmasında CHP Genel Merkezi’nde günlerdir bekleyen partililere seslenen Özel, “baba ocağı” vurgusu yaptı. Parti içindeki değişim sürecine değinen Özel, 28 Mayıs 2023 sonrası yola çıktıklarını ve “Bir daha yenilmeyeceğiz” sözü verdiklerini söyledi.
Özel, konuşmasında 31 Mart seçimlerine de atıfta bulunarak, CHP’nin 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi olduğunu belirtti. Yaşanan süreci “umutsuzluktan umuda, umuttan zafere, zaferden de zulme” sözleriyle tarif eden Özel, baskıların seçim başarısı nedeniyle arttığını savundu.
“Beni acıyla, zulümle, baskıyla terbiye edemezler”
Özgür Özel’in Meclis önünde yaptığı konuşma şöyle:
“İşte bugün, işte bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde günlerdir sabaha kadar bekleyen sizlerle; baba ocağını korumak için, baba ocağı işgal olmasın diye, baba ocağı kime emanetse; üyeden, delegeden onun dışında birinin eli değmesin diye oraya canını siper edenlere selam olsun hepinize! Biz yıllarca seçim akşamları partinin genel merkezinin, il, ilçe binalarının erkenden ışıklarının sönmesinden razı olmayanlar... Buna katlanamayanlar... Cumhuriyet Halk Partisi'ne yenilgiyi yakıştıramayanlarız! İşte o gün, 28 Mayıs 2023 günü o seçimi kazanamadığımızda, hepimiz artık bir şeylerin sonuna geldiğimizi dediğimizde; gözler yerdeyken, başlar öndeyken, kimse kimseyle konuşacak hâlde değilken, görev yine bize düşer dedik! Cumhuriyetin gençlerine, cumhuriyetin kadınlarına, her yaştan cumhuriyetin muhafızlarına görev düşer dedik. Ve "İşimiz" dedik, yola çıktık.
Söz verdik; "Bir daha yenilmeyeceğiz" dedik! "Kaybetmeyeceğiz" dedik! "Işıkları erkenden kapatmayacağız" dedik! Bu kararlılıkta millet samimiyet gördü. Millet bu samimiyete değer verdi. "Gelin" dedi, "Siz geçin partinin başına, biz size güveniyoruz" dedi. Öyle zor bir işi başardık ki hep beraber... Öyle zor bir işi... "Asla olmaz, Atatürk gelse bu delegeyle seçim kazanamaz. Cumhuriyet tarihi boyunca ne bu partide ne herhangi bir partide baştaki genel başkan seçimle değişmedi, değişemez" dediler. "Delege başkana bağlı, sesini duyuramazsın, sen bu işi başaramazsın" dediler. Dedim ki; bizim delegeyi; onu tıraş eden berberi, aynı apartmanda yaşayan 18 yaşındaki gencecik komşusu, tarlayı birlikte suladığı sınır komşusu, mezun ettiği öğrencisi ikna edecek. "Ankara'ya gelirken onlarla konuşun da gelin" dedim. Öyle yaptılar. Geldiler, salondaki yerini aldılar. Siz, kiminiz salondaydınız, zemindeydiniz, kiminiz tribünlerde, kiminiz kapının önünde, kiminiz de duayla ekranın başındaydınız. O gün, o gün, o gün şuydu: 'Delege, halkın sesini dinle! Delege, sokağın sesini dinle!' Tüyleri diken diken oldu hepsinin. On binler, yüz binler, milyonlar 'Delege sokağın sesini dinle!' diye bağırıyordu.
Ellerini vicdanlarına koydular, bir karar verdiler. Partide değişimi yaptılar. O gün söz verdiğim gibi, söz verdiğimiz gibi; o günden sonra, dört ay sonraki ilk seçimde 47 yıllık hasreti bitirdik. 23 yıllık kibri söndürdük, yendik! Adalet ve Kalkınma Partisi'ni ilk kez yendik. 47 yıl sonra partiyi kurulduğu günkü gibi yaptık. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin birinci partisidir artık. İşte bizim hikayemiz böyle. Bizim hikayemiz böyle; bir umutsuzluktan umuda, umuttan zafere, zaferden de zulme dönüştü. Niye zulüm görüyoruz? Niye zulüm görüyoruz? Kazandığımız için! Onu yendiğimiz için! Onu yeneceğimiz için! Onu indireceğimiz için görüyoruz zulmü! En iyisini siz biliyorsunuz, en iyisini siz biliyorsunuz. Türkiye biliyor ki ne 31 Mart zaferi ne de gelecek seçimde saraydakinin aşağıya inmesi tek başına Cumhuriyet Halk Partisi'nin gücüyle olacak şey değil. İşte bu yüzden; birbirini seven, ülkesini seven, farklı siyasi partilerde de olsa kurtuluşu birliktelikte gören, tam bağımsızlıkta gören, bayrağını seven, Atatürk'ü seven milyonlar kurtaracak. Ve zulüm o gün başladı dedim ya... İttifak ittifak, bir ittifak da sonradan şekillendi, karşımıza dikildi. İki mağlubiyeti hazmedemeyenler... Birincisi; 31 Mart seçiminde partilerinin kurulduğu günden beri ilk yenilgiyi ve bundan sonra onları yenme ihtimalimizi hazmedemeyen sarayın ittifakıyla... Türkiye'de ilk kez bir siyasi partide genel başkanın değişmesini; 48 yaşında, 49 yaşında bir bahçıvanın torununun, bir emekli öğretmen çocuğunun Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olmasını hazmedemeyenlerin ittifakı dizildi karşımıza. AK Parti'nin militan kolları kol kola karşımızdadır, kol kola karşımızdadır.
Ve buradan bugüne kadar hep sustum. Ve hep sustum. Ben 10 yaşında, 10 yaşında lastik ayakkabıyla yatılı okula giden Özgür... Büyüğünü sayan Özgür... Kendisine dün koluna girdiğine kötülük düşünmeyen, dün 'abi' dediğine bugün 'bey' söylemeyen Özgür. Sıktım dişimi sustum, sıktım dişimi sustum. Ama, ama yeter. Kendime acımıyorum. Kendime acımıyorum ama her seçim akşamı başına tülbentini silkeleyip bağlayan, haftalarca başı ağrıyan kadın kollarına, babasının yüzüne bakamayan gençlik kollarına acıyorum. Kendime acımıyorum. Bir seçim kaybetmeden, bir seçim kazanmadan onu göndermeden gidersem diye gözü açık giderim diyen partililerimizin cenazesine katılmaktan nefret ediyorum. O yüzden size söz veriyorum. Beni acıyla, zulümle, baskıyla terbiye edemezler.
Gazla sindiremezler. Dayaktan yılmam ama asla bir daha ben mağlubiyete alışmam, kaybetmeye tahammül edemem. 19 Mart darbesi bu ülkedeki en son darbedir. En yeni nesil darbedir. En uyanıkça darbedir. 19 Mart darbesi bu Cumhurbaşkanı'nın kendisinden sonraki Cumhurbaşkanı'na, Ekrem İmamoğlu'na yaptığı darbedir. 19 Mart darbesinden sonra verilen mücadele hesapları bozmuştur. Birileri bu partinin evlatlarına hırsız demiştir, yolsuz demiştir. Bu ülkenin bu partinin evlatlarına hırsız demiştir, yolsuz demiştir, casus demiştir, vatan haini demiştir. Ama, ama bu parti evladını da bilir, iftiracıları da bilir. Yolumuz birdir, biz kimseyi satmayız, kimseyi satmayız.”