İranlı liderlerin çocuklarına dair dikkat çeken gerçekler
İran rejiminin Batı karşıtı söylemi ile elit ailelerin çocuklarına Batı’da kurduğu ayrıcalıklı hayat arasındaki çelişki yeniden gündemde.
Tahran’daki Devrim Muhafızları ile iktidardaki dinî elit, onlarca yıl boyunca ideolojik söylem ile pragmatik uygulamayı bir araya getiren karmaşık bir denklem üzerine hareket etti. Batı’yı kamuoyu önünde kınamayı sürdürürken, perde arkasında çocuklarının geleceğini Batılı başkentlerde güvence altına almaya çalıştı.
Fox News’ün haberine göre, ülke dışında yöneticilerin çocuklarına sunulan rahat yaşam ile İran’daki sıradan vatandaşların ağır yaşam koşulları arasında belirginleşen bu çelişki, İran rejiminin doğasındaki en açık karşıtlıklardan biri haline geldi.
“United Against Nuclear Iran” adlı kuruluşta araştırmacı olan Kasra Arabi, bu çelişkiyi, “İran rejimi iliğine kadar yozlaşmış durumda” sözleriyle özetliyor. Arabi, liderlerin çocuklarının Batı’da “kan parasıyla” lüks içinde yaşadığını, buna karşılık rejimin İran toplumuna sert kısıtlamalar dayatmayı ve ABD karşıtı söylemini sürdürdüğünü ifade ediyor.
Tahran’dan Washington’a Çelişkiyi ortaya koyan bir hikâye
İranlı gazeteci Banafşe Zand, Tahran’daki seçkin İranzamin Okulu’nda birlikte okuduğu bir sınıf arkadaşını hatırlıyor. Burası, diplomatların ve üst sınıf ailelerin çocuklarına ayrılmış bir eğitim kurumuydu; öğrenciler birden fazla dil konuşuyor ve kültürler arasında rahatlıkla hareket ediyordu.
Sakin ve çalışkan o kız öğrenci, çocukluk yıllarını ABD’de geçirdikten sonra yıllar sonra üniversite koridorlarında değil, dünya televizyonlarında ortaya çıktı. Bu kez, 52 Amerikalıyı 444 gün boyunca rehin tutan radikallerin sözcüsü olarak ekranlardaydı.
Bu kişi, daha sonra büyükelçilik baskınını savunan ve bunu devrim adına “atılmış en iyi adım” olarak nitelendiren Masumeh Ebtekar’dı. Ancak Zand’a göre çelişki bir sonraki kuşağa da uzanıyor. Ebtekar’ın oğlu, annesinin benimsediği söylemle açık bir tezat oluşturan biçimde ABD’de yaşıyor, eğitimini sürdürüyor ve Los Angeles’ta akademik bir gelecek inşa ediyor.
Zand’ın anlattıkları tekil bir durumdan ibaret değil. Bu tablo, İran içinde “Ağazade” olarak bilinen daha geniş bir olgunun parçası. Bu kavram, iktidardaki elitin çocuklarını ve onların yurt dışındaki ayrıcalıklı yaşamlarını ifade ediyor.
Zand’a göre bu kesim, “ülkenin kaynaklarından yararlanarak ülke dışında daha iyi bir hayat kuruyor.” Ona göre bu durum, sistem içindeki sınırlı istisnalardan değil, rejimin işleyişine yerleşmiş bir mekanizmadan kaynaklanıyor.
Batı’da üç katmanlı bir ağ
Kanada’da yaşayan İranlı gazeteci Mehdi Kadimi ise, rejim mensuplarının ve çocuklarının Batı’daki varlığının rastlantısal olmadığını, çok katmanlı ve örgütlü bir yapı içinde gerçekleştiğini düşünüyor.
Birinci düzeyde öğrenciler ve akademisyenler yer alıyor. Bunlar Batı üniversitelerine kaydoluyor ve kendilerini sıradan göçmenler gibi tanıtıyor. Ancak bazıları Devrim Muhafızları gibi kurumlarla bağlarını koruyor; rejimin imajını düzeltmeye ya da muhaliflerin faaliyetlerini izlemeye yönelik roller üstleniyor. Bu bağlamda, ABD üniversitelerinde bulunan Leyla Hatemi ve Zeyneb Haccariyan isimleri öne çıkıyor.
İkinci düzey ise Batı ülkelerine yatırımcı kimliğiyle giren iş insanları ve eski yetkililerden oluşuyor. Bunlar, kaynağına dair soru işaretleri doğuran büyük sermayeler taşıyor ve paranın yarı resmî kanallar üzerinden yurt dışına aktarılmasında rol oynadıkları düşünülüyor.
Üçüncü düzeyde ise büyük miktarda parayı yurt dışına çıkarmak için doğrudan güvenlik kurumlarından onay alan kişiler bulunuyor. Bu kişilerin çoğu zaman rejimle bağlantılı ağların ya da faaliyetlerin finansmanında rol üstlendiği değerlendiriliyor.
Yolsuzluk skandallarından Batı’daki yerleşik hayata
Mahmud Rıza Haveri dosyası bu konuda en dikkat çekici örneklerden biri olarak öne çıkıyor. Haveri, ülke tarihinin en büyük zimmet skandallarından birine karıştıktan sonra 2011 yılında İran’dan kaçtı ve daha sonra Kanada’ya yerleşerek Toronto’da milyonlarca dolarlık gayrimenkullere sahip oldu.
Ali Laricani’nin kızı Fatıma Laricani de Atlanta’da akademik bir görev üstlenmiş, ancak yoğun eleştirilerin ardından bu görevden ayrılmıştı. Aynı dönemde medya kuruluşları, Britanya ve Kanada gibi ülkelerde İranlı yetkililerin yakınlarının geniş çaplı varlığına dikkat çekmişti.
Yurt dışındaki varlıklar ve nüfuz çevrelerine dair şüpheler
Bu olgu, yalnızca ikinci plandaki isimlerle sınırlı değil. Basında yer alan haberlere göre Mücteba Hamaney’in adı da Avrupa ve Körfez’e uzanan daha geniş yatırımların parçası olarak, Londra’daki lüks gayrimenkuller de dâhil olmak üzere bir dış varlık ağıyla ilişkilendirildi.
Kadimi, Mücteba Hamaney’in “yıllarca perde arkasında çalıştığını” söylüyor. Onun, Devrim Muhafızları’yla bağlantılı ekonomik ve güvenlik ağıyla ilişkili olduğuna işaret ederek, bunun iktidar denklemindeki ağırlığını güçlendirdiğini belirtiyor.
İran içinde ise tablo vatandaşlar açısından tamamen farklı görünüyor. Kıyafet yasaları da dâhil olmak üzere toplumsal kısıtlamalar sürüyor, gözaltılar devam ediyor ve ekonomik baskılar artıyor. Buna karşılık elitin çocukları yurt dışında bambaşka bir hayat yaşıyor. Bu durum da adaletsizlik duygusunu daha da derinleştiriyor.
Zand’a göre mesele yalnızca ikiyüzlülükten ibaret değil; aynı zamanda nüfuz inşasıyla ilgili. Bu elitlerin “Batı toplumlarına entegre olduğunu, ilişki ağları kurduğunu ve bu toplumların nasıl işlediğini öğrendiğini” söyleyen Zand, bunun onlara uzun vadeli stratejik avantajlar sağladığını belirtiyor.
Bu tablo karşısında bazı araştırma çevrelerinde daha sert adımlar atılması yönündeki çağrılar artıyor. Arabi, İran elitlerine, Rus oligarklara uygulanan yaklaşımın benzeriyle yaklaşılması; yani yaptırımlar uygulanması ve Batı ülkelerindeki ikamet imkânlarının sınırlandırılması çağrısında bulunuyor.
Bağımsız medya platformlarının tahminlerine göre, kesin rakamları doğrulamak zor olsa da İranlı yetkililerin binlerce akrabası Batı’da yaşıyor. Bu da söz konusu olgunun büyüklüğünü ve onunla bağlantılı ağların karmaşıklığını ortaya koyuyor.