İran savaştan çıkış için maliyeti yükseltme stratejisine yöneldi
İlk saldırıların şokunu atlattıktan sonra İran, savaşın maliyetini yükseltmeye ve Körfez ülkelerine yönelik saldırılarıyla kaos yaymaya bel bağlayarak bu savaştan bir çıkış yolu arıyor.
Savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği saldırıyla başladı. Saldırının ilk aşamasında lider Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey komutan hayatını kaybetti.
Tahran ise İsrail’e ve bölgedeki bazı ülkelere füze ve insansız hava araçları fırlatarak karşılık veriyor. Savaşın etkileri Orta Doğu’nun ötesine taşarak Azerbaycan, Türkiye ve Kıbrıs’a kadar uzandı.
İranlı yetkililer, saldırıların ev sahibi ülkelere değil, Amerikan üsleri ve çıkarlarına yönelik olduğunu vurgulasa da, bu saldırılar enerji tesislerini, konut binalarını ve sivil hedefleri de vurdu.
Bu saldırıların İran’da merkezi bir kararla mı yapıldığı, yoksa ikinci kademe İranlı askeri komutanların inisiyatifiyle mi gerçekleştiği yönünde sorular gündeme geliyor.
Geçen hafta bir Fransız diplomatik kaynak, “Asıl büyük soru, İran’ın karşılığının organize olup olmadığıdır” dedi.
Saldırılarda çok sayıda komutanın öldürülmesine rağmen, Tahran’daki yetkililerin karar alma mekanizmasını hâlâ kontrol ettiği görülüyor.
İngiliz düşünce kuruluşu RUSI’den Burcu Özçelik, “İran bu ihtimale uzun zamandır hazırlanıyordu” dedi.
İlk saldırıların şokunu atlattıktan sonra yetkililer şimdi, İran’ın bu durumda varlığını sürdürmek için savaştığı, ABD’nin ise daha az önemli çıkarlar peşinde olduğu iki taraf arasındaki irade asimetrisine dayanan eski bir ilkeye yaslanarak rejimin devamlılığını güvence altına almaya çalışıyor.
“Çıkış yolu arayışı”
İran, güç dengelerindeki büyük fark nedeniyle ABD’ye askeri bir yenilgi yaşatamaz. Ancak hava ve deniz saldırılarına dayalı şiddetli bir kampanya karşısında ayakta kalmaya çalışıyor.
Uluslararası Kriz Grubu’nda İran Programı Direktörü Ali Vaez, Tahran’ın “Washington çıkış yolu aramaya başlayana kadar tırmanışın maliyetini yükseltmeye çalıştığını” söyledi.
ABD’nin Vietnam’daki yenilgisinin ardından 1975’te yayımlanan ve eşitsiz çatışmaları ele alan temel bir makalede, araştırmacı Andrew Mack, herhangi bir çatışmada daha zayıf tarafın, rakibinin savaşı sürdürme konusundaki siyasi kapasitesini “aşamalı biçimde zayıflatmaya” çalıştığını vurgulamıştı.
Akdeniz Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Agnès Levallois de, İranlıların “devasa füze ve insansız hava aracı stoklarına sahip olmamaları” nedeniyle, mühimmatlarını tasarruflu kullanmaya çalıştıklarını, böylece çatışmanın yeterince uzamasını ve Trump’ın bir noktada “yeter, savaşı durduralım” demesini amaçladıklarını ifade etti.
Tahran, komşu ülkelere saldırmak, kaos çıkarmak ve Hürmüz Boğazı’ndaki hareketliliği felç ederek petrol fiyatlarını yükseltmek gibi dolaylı mücadele yöntemlerine başvurdu. Amaç, enerji maliyetlerindeki artışın yol açacağı enflasyon üzerinden Trump’ı kademeli olarak geri adım atmaya zorlamak.
Özçelik, İran’ın stratejisinin “öfke uyandırarak ve petrol, gaz ile diğer hammaddelerin fiyatlarını yükselterek baskı kurmayı” hedeflediğini açıkladı.
ABD’li Teneo şirketinin analisti Emily Stromquist, piyasaların, Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıkların ve petrol fiyatlarının etkisinin, “Washington’ın hesaplarında büyük ağırlık taşıyabileceğini ya da onu erken bir çekilmeye itebileceğini” değerlendirdi.
Ancak böyle bir stratejinin ne kadar etkili olacağı, Trump’ın kararları üzerinde kimin daha fazla nüfuz sahibi olduğuna bağlı.
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde İran uzmanı araştırmacı Danny Citrinowicz ise, Tahran’ın istediği şeyin “kazanımlarını en üst düzeye çıkarmak ve gelecekte İran’a karşı yürütülecek herhangi bir çatışmanın maliyetinin ne olacağını rakiplerinin zihnine kazımak” olduğunu söyledi.
Citrinowicz, çatışma ne kadar uzarsa, Tahran’ın “stratejik güç dengesinin kendi lehine değiştiği” yönündeki hissiyatının da o kadar artacağını belirtti.