İran’la müzakerelerin çökmesi halinde Washington’ın masasındaki seçenekler
ABD ile İran arasındaki kriz, Washington’ın, Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferin serbest bırakılmasını hedefleyen müzakerelerin tıkanması ışığında Tahran’a “öldürücü darbe” indirmeyi değerlendirdiğini ortaya koyan istihbarat ve güvenlik raporlarının ardından s
Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kongre’ye İran’la savaşın sona erdiğini bildirmesine rağmen, aynı zamanda savaşın herhangi bir anda yeniden başlamasını dışlamadığı bir dönemde yaşandı.
Bu tırmanış, geçen şubat ayı sonunda başlayan ortak Amerikan-İsrail saldırı dalgasının ardından geldi. Söz konusu saldırıların ardından 8 Nisan’da Pakistan arabuluculuğunda kırılgan bir ateşkes ilan edilmişti.
Ancak bu sakinlik uzun sürmedi. İslamabad görüşmeleri kısa sürede çıkmaza girdi ve taraflar arasındaki güven eksikliğini yansıtan askeri ve siyasi mesajların karşılıklı olarak verilmesiyle tırmanış işaretleri yeniden öne çıktı. Bu değerlendirme Newsweek dergisinde yer aldı.
Amerikan basınında yer alan ve güvenlik ile istihbarat kaynaklarına dayandırılan haberlere göre, ABD askeri komutası Başkan Donald Trump’a krize karşı kademeli bir dizi askeri senaryo sundu.
Axios’un aktardığına göre ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Amiral Brad Cooper ile Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, İran’ın askeri altyapısından ve komuta-kontrol merkezlerinden geriye kalanları hedef alacak yoğun ve hızlı bir hava saldırısı dalgası seçeneğini içeren ayrıntılı bir brifing verdi. Bu seçeneğin, İran savunma sistemi içinde geniş çaplı bir operasyonel felç yaratmayı amaçladığı belirtildi.
Aynı bağlamda Fox News tarafından yayımlanan haberlerde, masadaki seçeneklerin hava saldırılarıyla sınırlı olmadığı, aynı zamanda Hürmüz Boğazı’nın bazı bölümlerinin kontrol altına alınmasını da kapsadığı ifade edildi. Bu senaryoda, boğaz çevresindeki bazı stratejik adalara olası çıkarma operasyonlarıyla uluslararası ticari seyrüseferin yeniden açılması hedefleniyor.
Bu adım, sınırlı saldırılar kapsamındaki çatışmayı dünyanın en hassas bölgelerinden birinde doğrudan saha çatışmasına taşıyabilecek nitelikli bir tırmanış olarak görülüyor.
“İran International”ın aktardığı kaynaklarda yer alan en cesur senaryo ise İran’ın iç kesimlerinde, özellikle İsfahan bölgesinde özel bir operasyon düzenlenmesini öngörüyor. Bu operasyonun amacı, Washington’ın nükleer silah programının geliştirilmesinde kullanılabileceğini iddia ettiği yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının kontrol altına alınması olarak gösteriliyor. Tahran ise bu iddiaları reddetmeyi sürdürüyor ve nükleer programının barışçıl amaçlarla sınırlı olduğunu vurguluyor.
Bu seçeneklere eşlik eden yoğun gündeme rağmen, uzman askeri değerlendirmeler sahadaki uygulanabilirlik konusunda ciddi şüpheler ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre İran kıyılarına yakın adalara konuşlandırılabilecek herhangi bir Amerikan gücü, yoğun füze ve insansız hava aracı saldırılarının doğrudan hedefi haline gelebilir. Bu da söz konusu güçlerin dayanma kapasitesini tartışmalı hale getiriyor.
Ayrıca 2025 yılında nükleer tesisleri hedef alan saldırıların ardından yeniden güçlendirilen sıkı İran tahkimatları altında İsfahan’ın içinde özel bir operasyon yürütmek, son derece karmaşık ve yüksek riskli bir operasyonel hamle olarak değerlendiriliyor. Böyle bir adımın, operasyona katılan güçleri yıpratabileceği ve uzun süreli bir çatışmanın kapısını aralayabileceği belirtiliyor.
Bu senaryolara paralel olarak, angajman kurallarını değiştirebilecek yeni bir unsur da öne çıktı. Pentagon’un, “Dark Eagle” olarak bilinen hipersonik “Dark Eagle” füzesini Orta Doğu operasyon sahasına konuşlandırmayı değerlendirdiği yönünde raporlar ortaya çıktı.
Bu sistem, ABD’nin en gelişmiş silahlarından biri olarak görülüyor. Yaklaşık 2 bin mil uzaklıktaki hedefleri vurabilen sistem, ses hızının beş katını aşan hızlarda manevra yapabilen hipersonik süzülme aracı kullanıyor. Bu da sistemin engellenmesini son derece zor hale getiriyor.
Amerikan raporlarına göre Merkez Komutanlığı, İran’ın bazı balistik füze fırlatma platformlarını ABD’nin geleneksel saldırı sistemlerinin menzili dışındaki noktalara taşıdığının tespit edilmesinin ardından bu sistemin konuşlandırılmasını resmen talep etti.
Ayrıca bölgede “B-1B Lancer” bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasının güçlendirildiğine ilişkin haberler de yer aldı. Bu bombardıman uçakları, söz konusu mühimmat türünü taşıma kapasitesine sahip. Gözlemciler bu adımı, silahın tam operasyonel hazırlığı henüz ilan edilmemiş olsa bile stratejik bir caydırıcılık mesajı olarak değerlendiriyor.
Buna karşılık Tahran geri adım atmaya hazır görünmüyor. Yeni İran liderliği, dini lider Mücteba Hamaney başkanlığında, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer hareketi üzerindeki kontrolüne tamamen bağlı olduğunu vurgularken, füze ve nükleer kapasitelerine yönelik herhangi bir müdahaleyi reddediyor.
Tahran’dan yapılan açıklamalar, yeni bir saldırının ikili çatışma sınırları içinde kalmayacağını, açık bir bölgesel savaşa dönüşeceğini ortaya koyuyor.
Analistler, İran’ın, Washington ile müttefikleri arasında görüş ayrılıkları oluşturmaya çalışarak çatışmanın çevresindeki jeopolitik ortamın karmaşıklığına oynadığını ve böylece ABD’nin askeri hareket alanını daraltmayı hedeflediğini değerlendiriyor.
Savaş Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayımlanan değerlendirmelere göre Tahran, Washington’ın artan teknik ve askeri üstünlüğüne rağmen bu aşamayı stratejik tavizlerin kabul edilemeyeceği varoluşsal bir mücadele olarak görüyor.
Amerikan güç gösterisi ile İran’ın misilleme uyarıları arasında gözler, siyasi hesapların çatışma hayaletini dizginlemeyi başarıp başaramayacağına ya da bölgenin eşi benzeri görülmemiş bir askeri sınava mı hazırlandığına çevrilmiş durumda.