Hakan Fidan’dan İran uyarısı “Etkileri bölgenin tamamına yayılıyor”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, canlı yayında İran savaşının bölgesel etkilerinin büyüdüğünü vurgulayarak, enerji altyapılarına dönük saldırıların dünya ekonomisi ve enerji güvenliği açısından kritik sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bölgede “çok kritik günlerden geçildiğini” ifade ederek, son 20 yılda büyük acılar ve savaşlar yaşandığını, son olarak ortaya çıkan büyük savaşın ise İran’la olan savaş olduğunu dile getirdi. Fidan, savaşın etkilerine bakıldığında bunun yalnızca İran’la sınırlı kalmadığını, daha önce de öngörüldüğü gibi bölgenin tamamına yayıldığını belirtti. Fidan’ın değerlendirmesinde, İran’ın kendisine yönelik “nihai bir saldırı” algıladığı anda “Ben gidersem bölgeyi de beraberimde götürürüm” yaklaşımıyla hareket ettiği ve bu strateji üzerinden özellikle enerji altyapılarını hedef alan bir baskı unsuru oluşturmaya çalıştığı vurgusu öne çıktı.
Fidan, İran’ın bölgedeki kritik ülkelerde yer alan enerji altyapılarının, dünya ekonomisi, istikrar ve enerji güvenliği için ne kadar hayati olduğunun farkında olduğunu söyledi. Bu nedenle İran’ın, baskı arttıkça saldırılarını bu hat üzerinden yoğunlaştırarak kendisine dönük baskıyı dengelemeye çalıştığını kaydetti. Fidan’ın anlatımında, İran’ın taarruza uğradıkça “baskı unsurunu buradan oluşturma” arayışına girdiği ve bu durumun gerilimi daha geniş bir alana taşıdığı değerlendirmesi yer aldı.
Bakan Fidan, savaşın ne kadar süreceği ve nereye evrileceğinin “tartışmalı” ve farklı değerlendirmelere açık olduğunu belirtirken, belirleyici unsurun saldıran tarafların amaçları olduğunu söyledi. Fidan’a göre burada iki ana hedef kümesi ortaya çıkıyor. İlk hedef kümesinde, İran’ın sahip olduğu askeri yeteneklerin ortadan kaldırılması yönünde bir “askeri profesyonel değerlendirme” bulunduğunu, bu amaca ulaşana kadar harekâtın sürdürülebileceği görüşünün dile getirildiğini aktardı. İkinci hedef kümesinde ise rejim değişikliğini hedefleyen bir askeri harekât perspektifinin bulunduğunu ifade etti.
Fidan, bu iki hedefin savaşın süresini, şeklini, yayılma tarzını ve oluşturacağı riskleri doğrudan değiştireceğini, iki konseptin birbirinden çok farklı olduğunu vurguladı. Bu çerçevede Türkiye’nin, daha kötüye gidişi engellemek için özellikle bazı ülkelerle bir araya gelerek ortak bir görüş oluşturma ve riskleri yönetme yönünde çalışmalar yürüttüğünü söyledi.
“İsrail ABD’ye Muazzam Baskı Yaptı”
Fidan, Körfez ülkelerinin önemli bir bölümünün savaşın çıkmaması için yoğun çaba gösterdiğini, kendisinin de buna yakından şahit olduğunu dile getirdi. Saldırıdan bir saat öncesine kadar Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı’nın savaşın çıkmaması için uğraştığını söyleyen Fidan, buna rağmen İran’ın arabulucu ya da tarafsız pozisyonda bulunan ülkeler dâhil olmak üzere Umman, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi pek çok noktayı bombalamasını “inanılmaz derecede yanlış bir strateji” olarak niteledi. Bu yaklaşımın bölgedeki riski zaten yükselttiğini, İran açısından da stratejik olarak hatalı olduğunu kaydetti.
Fidan’ın değerlendirmesinde, İran’ın saldırı altındayken kendisine zarar vermeyen, hava sahasını açmayan ve bir tür nötrlük (tarafsızlık) politikası izleyip savaşın durması için çalışan ülkelere dönük taarruzunun, İran’ın tehdit algısının nihai noktada ne derece ciddi olduğuna işaret ettiği ifade edildi. Bu noktada Fidan, temel stratejinin “Eğer ben batacaksam benimle beraber bölgeyi de batırırım” çizgisine oturduğunu söyledi.
Ocak Ayındaki Temaslar
Bakan Fidan, ocak ayında havanın “çok ısındığını” ve gerçek bir savaş tehlikesi bulunduğunu ifade etti. Bu süreçte 27 Ocak’ta Cumhurbaşkanı’nın Sayın Trump ile yaptığı görüşmeyi “tarihi bir görüşme” olarak nitelendiren Fidan, detaylarına girmeyeceğini belirtti. Ardından 30 Ocak’ta İstanbul’da İran Dışişleri Bakanı Arakçı’yı ağırladıklarını aktaran Fidan, Amerikalılarla yapılan görüşmelerde ABD tarafının ciddi bir “karar baskısı” altında olduğunu gördüklerini, ocak içinde bu konuda bir sıkıntı bulunduğunu anladığını söyledi.
Fidan, Arakçı ile yapılan görüşmelerde bir formül geliştirdiklerini ve bunu Amerikalılara ilettiğini anlattı. Bu çerçevede Amerikalıların dört konuyu aynı anda dayatmak istediğini, İranlıların ise bunu istemediğini ifade ederek, iki konunun ABD-İran arasında, iki konunun da bölge ülkeleri tarafından ele alınacağı bir görüşme mimarisi oluşturduklarını söyledi. Fidan, Amerikalıların buna “tamam” dediğini, “hemen de gelebiliriz” yaklaşımı gösterdiğini, İran tarafının ise karar mercilerine götürme ihtiyacıyla geri döndüğünü aktardı. Bu süreçte 1-2 gün içinde çıkması muhtemel savaşın bir süreliğine durdurulduğunu belirten Fidan, en son 8-9 Şubat civarında “şu an itibarıyla savaş yok” dediğini, savaşın ise 28 Şubat’ta çıktığını ifade etti. Fidan, 6 Şubat’ta Umman’da bir görüşme yapıldığını, en son görüşmenin de 26 Şubat’ta Cenevre’de gerçekleştiğini aktardı.
Bu çerçevede Fidan, görüşmelerin usulüne uygun ilerlemesi için Amerikalıların, sonuç alınamadığı durumda “resmî beyanla” süreçten çekildiklerini açıklamaları gerektiğini söyledi. 27 Şubat görüşmesinden sonra İranlılarla, arabulucuyla ve Amerikalılarla görüştüğünü belirten Fidan, konunun iyiye gitmediğini anladığını, İran’ın çözüm hızı ile ABD’nin ihtiyaç duyduğu hızın baştan itibaren aynı olmadığını ifade etti. Fidan, biraz daha devam edilseydi nükleer meselede arzu edilen sonuca ulaşılabileceğini düşündüğünü, ancak bunun ne kadar kolay olacağının değerlendirilemeyeceğini söyledi. Fidan’ın sözlerinde, İran’ın bazı şeyleri vermek karşılığında birtakım talepleri olduğu ve bunların verilebilirliğinin zaman alacağı, ABD’nin ise askeri yığınak nedeniyle zaman baskısı altında bulunduğu, ayrıca İsrail’in muazzam baskısının hissedildiği vurgusu yer aldı.
“Bütün Senaryoları Masaya Yatırıyoruz”
Fidan, Türkiye’nin kendisiyle ilgili bütün senaryoları profesyonel biçimde ve kurumlar arası koordinasyon toplantılarıyla masaya yatırdığını, toplantıların sahadaki gelişmelere göre şekillendiğini söyledi. İnsani cephede ayrı, güvenlik değerlendirmelerinde ayrı koordinasyon toplantıları yapıldığını belirten Fidan, Milli Savunma ve MİT’in de içinde bulunduğu sürekli güvenlik değerlendirmeleri yürütüldüğünü, Cumhurbaşkanı’nın “hemen hemen saatlik” bilgilendirildiğini ifade etti. Fidan, bunun bir kriz yönetimi olduğunu ve devlet ile hükümetin bu konuda kurumsallaşmış bir takip, raporlama, görüş ve senaryo geliştirme kapasitesine sahip olduğunu dile getirdi.
Fidan, senaryoların kamuoyunda speküle edilecek başlıklar olmadığını, ancak profesyonel olarak tüm olasılıkların gözetilmesi gerektiğini ve buna göre ilgili kurumların koordinasyonunun sağlanarak “hazır ol” uyarılarının yapıldığını söyledi.
Enerji Piyasaları ve Enflasyon
Bakan Fidan, çatışmanın uzun süreli cereyan etmesinin etkilerinin görülmeye başlandığını, ilk vurulduğu yerin enerji piyasaları olduğunu belirtti. Bu durumun Avrupa ülkelerinde enerji açığına yol açabileceğini, aynı zamanda enflasyon üzerinde de ciddi bir baskı artışı oluşturabileceğini söyledi. Fidan, Rus petrolleri üzerinden piyasaların zaten baskı altında kaldığını, ancak uzun süren savaş sonrası bunun piyasa tarafından hazmedilen bir parametreye dönüştüğünü, şimdi ise yeni bir risk alanı oluştuğunu ifade etti. Bu yeni risk alanına piyasaların alışmasının ciddi bir sıkıntı oluşturabileceğini dile getirdi.
Fidan, bölge ülkelerinin ve saldırıya uğrayan ülkelerin cevap verme hakkını kullanması halinde savaş cephesinin iki taraflı genişleyebileceğine dair değerlendirmeler bulunduğunu söyledi. Bunun Türkiye açısından ciddi bir risk ve problem alanı oluşturduğunu belirten Fidan, görüştüğü ülkelerde yalnızca Amerikan üslerinin değil, aynı zamanda o ülkelerin enerji altyapılarının ve bazı sivil kuruluşların da hedef alındığını rahatlıkla gördüğünü ifade etti. Bu saldırıların sürmesinin, hedef alınan ülkelerin sessiz kalmasını zorlaştıracağını söyleyen Fidan, yayılma riskinin Türkiye açısından endişe verici olduğunu dile getirdi.
“Gazze’yi İyi Yönde Etkilemiyor”
Fidan, ortamın daha fazla güvenlik ortamına dönüşmesinin, sınırlı da olsa içeriye giren insani yardımlar, durmuş olan ateşkes ve provokasyonlara daha az zemin bulunması gibi başlıklarda tersine bir etki yaratabileceğini söyledi. Bu durumun özellikle soğuk mevsimde ve Ramazan ayında daha kötüye gitmesinin istenen bir tablo olmadığını ifade eden Fidan, savaşın takibi sürerken Gazze meselesinde ortaya çıkabilecek aksaklıklar için de çalıştıklarını, özellikle insani yardım konularında uğraş verdiklerini belirtti.
Bakan Fidan, arabuluculuğun her zaman mümkün olduğunu, ancak bazen zor bazen kolay olabildiğini söyledi. Arabuluculuk faaliyetinin bir adım öncesinde, sahaya uygun fikir ve tekliflerin netleşmesi gerektiğini belirten Fidan, saldırının belli bir aşamada tırmandığını ve devam ettiğini gözlediklerini ifade etti. Bu süreçte saldıran tarafları durdurabilecek argüman setinin oluşturulması gerektiğini, İran’ın ateşkese daha açık bir taraf olduğunu, ancak özellikle ABD’yi ikna edecek argümanların bulunmasının önem taşıdığını söyledi. Fidan, daha sonra bunun tarafların “kimsenin aşağılanmadığı, kaybediyor gözükmediği” bir zeminde yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Fidan, arabulucu aktörün kim olduğunun Türkiye açısından belirleyici olmadığını, Türkiye’nin de bu rolü üstlenebileceğini ifade ederek, teklif edilecek hususların altının iyi doldurulması gerektiğini söyledi. Çok sayıda görüşme yaptığını, bir kısmının kamuoyuna yansıdığını, daha fazlasının ise yansımadığını aktaran Fidan, dördüncü günün bitip beşinci güne gidildiğini belirterek, en azından ateşkese ulaşmak için arayış bulunduğunu dile getirdi.
İki Senaryo: Askeri İmkanların Yok Edilmesi mi, Rejim Değişikliği mi?
Fidan, görüşmelerde iki temel senaryonun öne çıktığını yineledi: Birincisi İran’a ait askeri imkânların yok edilmesi, ikincisi rejim değişikliği hedefi. Hangi hedefin tercih edileceğine göre harekâtın süresinin, çapının ve oluşturacağı artçı risklerin değişeceğini belirten Fidan, Amerikalıları birinci senaryoda sabit tutmanın önemli olduğunu söyledi. Rejim değişikliği senaryosuna gidilmesinin bölge açısından daha farklı riskleri işin içine dahil edeceğini ifade eden Fidan, müzakerenin en azından bu açıdan durdurulabileceğini belirtti.
Fidan, İran’daki yeni liderliğin daha esnek bir tavır ortaya koyabileceğini ve bunu “savaşı durdurmak için bir fırsat” olarak değerlendirdiğini söyledi. Karar mekanizmasının yeni lider seçilene kadar geçici bir üçlü heyet tarafından yönetildiğini belirten Fidan, iyi değerlendirilirse bir fırsat penceresi oluşabileceğini ifade etti. Fidan, İranlıların aşağılanmayacağı, diğer tarafların endişelerinin de bir noktada karşılanacağı bir denklemin gerektiğini, aksi halde savaşın uzamasının her türlü tavizden daha kötü sonuçlar doğuracağını dile getirdi.