BAE'nin uluslararası çabaları İran'ı caydırmaya yönelik etkili önlemleri hızlandırıyor
Uzmanlar, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni “İran’ın ihlallerine karşı tüm araçlar kullanılarak kararlı önlemler almaya” çağırmasının stratejik bir anlayış ve farkındalığı yansıttığını belirtti.
Uzmanlar konuya dair, Al Ain News'e yaptıkları değerlendirmelerde, İran’a daha sert yaptırımlar uygulanması, özellikle insansız hava araçları ve füzelerle ilgili askeri satın alma ve üretim faaliyetlerinin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca, bölgesel güvenliği tehdit eden tutumunu sürdürmesi, komşu ülkelere yönelik saldırıları ve bölge halklarını tehdit etmesi nedeniyle Tahran’ı caydıracak, uluslararası meşruiyet taşıyan etkili tedbirleri içeren bir Güvenlik Konseyi kararının çıkarılması yönünde adım atılması çağrısında bulunuldu.
BAE’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Muhammed Ebu Şihab daha önce yaptığı açıklamada, İran kaynaklı tehditlerin yalnızca Birleşik Arap Emirlikleri ile sınırlı olmadığını, tüm bölgeyi etkilediğini söylemişti.
Ebu Şihab, “Uluslararası toplumun iradesi açıktır, İran’ın buna uymadığı da açıktır” diyerek, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin itibarının korunmasının gerekli olduğunu ifade etti. “Konseyi, İran’ın ihlallerine karşı tüm araçları kullanarak kararlı adımlar atmaya çağırıyoruz” dedi.
Uzmanların değerlendirmeleri, BAE’nin girişiminin siyasi uyarı aşamasından daha sert bir uluslararası süreci teşvik etme aşamasına geçildiğini gösterdiği yönünde birleşiyor. Bu yaklaşımın, İran’ın tutumunu hukuki, ekonomik ve güvenlik araçlarıyla caydırmayı ve Tahran’a doğrudan maliyet yüklemeyi hedeflediği ifade ediliyor.
Uzmanlara göre uluslararası deniz taşımacılığının ve sivil tesislerin hedef alınmasıyla birlikte İran’ın bölgesel müdahaleleri artık yalnızca Körfez ülkelerini ilgilendiren bir kriz olarak görülmüyor. Bu durum, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit olarak değerlendirilirken, Güvenlik Konseyi içinde yaptırımlar, hukuki tedbirler, deniz güvenliği mekanizmaları ve Tahran’ın gerilimi tırmandırmayı sürdürmesi halinde daha sert seçenekleri içeren daha geniş adımların önünü açıyor.
BAE’li yazar ve siyasi analist Abdülaziz Sultan el-Maamari, Al Ain News'e yaptığı özel açıklamada, BAE’nin Güvenlik Konseyi’ne İran’ın ihlallerine karşı kararlı adımlar atılması yönündeki çağrısının stratejik anlayış ve farkındalığı yansıttığını söyledi. El-Maamari, mevcut durumun yalnızca kınama politikasıyla İran’ın tutumunun caydırılamayacağını ortaya koyduğunu belirtti.
El-Maamari, Körfez ülkelerinin güvenliği, uluslararası deniz taşımacılığı ve enerji piyasalarının istikrarına yönelik tehditlerin artık sınırlı bir bölgesel mesele olmaktan çıktığını ve uluslararası barış ile güvenliğe doğrudan tehdit haline geldiğini ifade etti.
“Gerekli kararlı adımlar mutlaka askeri seçenek anlamına gelmiyor” diyen El-Maamari, İran’ın bölgesel güvenliği tehdit eden yaklaşımı, komşu ülkelere yönelik saldırıları ve bölge halklarını tehdit etmesi nedeniyle daha sert yaptırımlar uygulanması gerektiğini söyledi. Özellikle insansız hava araçları ve füzeler gibi en büyük tehdit haline gelen askeri araçların satın alınması ve üretiminin daha sıkı denetlenmesi gerektiğini kaydetti.
El-Maamari ayrıca Körfez ve Hürmüz Boğazı’nda deniz taşımacılığını koruyacak uluslararası bir mekanizma kurulması gerektiğini ve herhangi bir tehdit ya da saldırının İran açısından açık hukuki, siyasi ve ekonomik sonuçları olması gerektiğini vurguladı.
Uluslararası toplumun İran kaynaklı tehditleri önlemek istiyorsa, gerçek caydırıcılığın açıklamalarla değil, Tahran’a Körfez’in istikrarını bozmanın bedelsiz kalmayacağını gösterecek kararlar ve somut maliyetlerle sağlanabileceğini anlaması gerektiğini söyledi.

BAE’nin sorumlu bir devlet anlayışıyla hareket ettiğini belirten El-Maamari, itidalin güçsüzlük anlamına gelmediğini, diplomasinin ise güvenlik ve egemenliği savunma hakkını ortadan kaldırmadığını ifade etti.
Kuveytli güvenlik uzmanı ve Körfez Güvenlik ve Barış Forumu Başkanı Dr. Fehd eş-Şuleymi de Al Ain News'e yaptığı özel açıklamada, İran’ın saldırgan tutumu ve tehditlerinin yalnızca Körfez ülkeleriyle sınırlı olmadığını, tüm bölgeyi etkilediğini belirterek, BAE’nin uluslararası düzeyde kararlı önlemler alınması yönündeki çağrısına hızlı şekilde karşılık verilmesi gerektiğini söyledi.
Şuleymi, İran’ın saldırganlığının yalnızca füze ve insansız hava araçlarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda casusluk, sabotaj faaliyetleri ve mezhep temelli kışkırtmalar yoluyla ülkelerin iç işlerine doğrudan müdahaleyi de içerdiğini ifade etti.
Bu müdahalelere karşı net ve ortak bir tutum alınmasının önemine dikkat çeken Şuleymi, mevcut görüşmelerin yalnızca nükleer dosyaya odaklandığını, buna karşın İran’ın bölgesel müdahaleleri konusunun komşu ülkeler ve bazı Afrika ülkelerine kadar uzanan etkilerine rağmen ele alınmadığını söyledi.
İran’ın füze saldırılarıyla ilgili olarak da bu dosyanın devam eden müzakerelerde özellikle ABD tarafınca gündeme getirilmesi gerektiğini belirten Şuleymi, hedef alınan noktaların sivil alanlar olması nedeniyle Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin ortak bir tutum sergilemesinin önem taşıdığını kaydetti.
Sivil tesisler ve sivillerin, İran’la savaş halinde olmayan ülkelerde hedef alınmasının uluslararası mahkemelere başvuru yolunu açtığını belirten Şuleymi, tazminat talep edilmesi gerektiğini ve bunun gelecekteki saldırılar için caydırıcı olacağını söyledi.
Devletler ve şirketler düzeyinde uluslararası yargı mekanizmasının güçlendirilmesinin önemine de vurgu yaptı.
Lübnan’ın eski Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi ve uluslararası hukuk ile uluslararası ilişkiler profesörü Büyükelçi Hişam Hamdan ise BAE’nin girişiminin, İran’ın uluslararası hukuku ihlal eden ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığını engelleyen devam eden tehditleri karşısında uluslararası meşruiyet taşıyan caydırıcı önlemler alınmasını hedeflediğini söyledi.
Hamdan, Al Ain News'e yaptığı özel açıklamada, en yakın senaryonun uluslararası hukuk çerçevesinde deniz seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaya yönelik adımlar olduğunu belirtti. Bunun da ilgili ülkelerin açık bir uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket etmesini ve güçlü bir karar çıkarılması için Avrupa ve Asya ülkeleriyle koordinasyon sağlanmasını mümkün kılacağını ifade etti.
Hamdan, ABD ve bazı Körfez ülkelerinin Güvenlik Konseyi’ne sunduğu bir karar tasarısına işaret ederek, Birleşmiş Milletler Şartı’nın yedinci bölümünün 40. maddesi kapsamında geçici önlemler alınmasını ve deniz seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınmasını öngören adımların gündemde olduğunu söyledi.
Tasarıda aynı zamanda İran’a, taleplere yanıt verilmemesi halinde uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle daha etkili ek önlemlerin uygulanacağı yönünde uyarıda bulunulduğunu belirtti.
Hamdan ayrıca, İran’ın ilk taleplere yanıt vermemesi ve uluslararası deniz geçişi ile seyrüsefer özgürlüğüne karşı tutumunu sürdürmesi halinde, Güvenlik Konseyi üzerinden uluslararası meşruiyet altında askeri seçenek de dahil etkili tedbirlerin gündeme gelebileceğini ifade etti.