Avrupa Putin’le müzakere için ortak temsilci arıyor
Avrupa, Rusya ile olası müzakerelerde tek sesle hareket edecek bir temsilci belirleme arayışında. Ancak tartışma, yalnızca isimler üzerinden değil, Moskova ile kurulacak diyaloğun sınırları ve Avrupa’nın ortak strateji eksikliği üzerinden de derinleşiyor.
Avrupa, Rusya ile olası müzakerelerde kendisini temsil edecek birleşik bir isim belirleme arayışında karmaşık bir siyasi süreçten geçiyor. Moskova ile diyalog kanallarının yeniden açılmasına yönelik çağrılar artarken, Avrupa içinde bu adımın nasıl atılacağı konusunda net bir uzlaşı bulunmuyor.
Rusya-Ukrayna ilişkileri üzerine çalışan siyasi uzmanlara göre tartışma, yalnızca hangi ismin müzakereci olacağıyla sınırlı değil. Asıl mesele, Kremlin ile kurulacak ilişkinin niteliği ve olası görüşmelerde Avrupa’nın hangi sınırlar içinde hareket edeceği.
Bu süreç, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelensky’nin Avrupa’nın pozisyonunu birleştirmek ve Rusya karşısındaki etkisini artırmak amacıyla Moskova ile muhtemel müzakereleri yürütecek tek bir Avrupa temsilcisi atanması çağrısıyla gündeme geldi.
Fransız “Le Point” dergisine göre bu çağrı, ABD’nin Ukrayna meselesine ilgisinin azaldığına yönelik işaretler arasında, Fransa’nın iletişim kanallarını yeniden açma girişimleriyle aynı döneme denk geldi.
Olası isimler ve temsilci tartışması
Bu rol için Kaya Kallas ve Alexander Stubb dahil olmak üzere bazı Avrupalı isimler gündeme gelirken, eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in adı da gayri resmi olarak tartışıldı. Ancak bu seçeneklerin uygulanabilirliği konusunda Avrupa içinde geniş bir fikir ayrılığı bulunuyor.
Rus jeopolitik işleri uzmanı Alexander Prigozh, birleşik bir Avrupa müzakerecisi atanması fikrinin mevcut aşamada pratik olmaktan çok sembolik bir adım olabileceği görüşünde.
Prigozh, Al-Ain News’e yaptığı değerlendirmede, “Asıl sorun kimin müzakere edeceği değil, Moskova ile gerçek bir ortak zemin bulunamamasıdır” diyor.
Uzmana göre Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in henüz önemli tavizler vermeye hazır olmaması, muhtemel müzakereleri kalıcı bir çözümden çok çatışmayı yönetme sürecine dönüştürüyor.
Prigozh bu konuda, “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in henüz önemli tavizler vermeye istekli olmadığını, bu durumun da müzakereleri uzun vadeli bir çatışmayı sona erdirmekten ziyade yönetmeye daha çok benzettiğini” açıklıyor.
Aynı değerlendirmede, “Minsk anlaşmaları gibi geçmiş deneyimler, Rusya'nın müzakereyi zaman kazanmak ve elindeki kartları yeniden düzenlemek için bir araç olarak kullandığını göstermiştir.” ifadesi yer aldı. Uzman ayrıca, “Avrupa'nın sahadaki güç dengesini değiştirmeden barış görüşmeleri yapma söyleminin, Ukrayna'ya faydadan çok Kremlin'in çıkarlarına hizmet edebileceğini” belirtti.
Moskova ile diyalog koşullara bağlanıyor
Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden araştırmacı Tounas Gomart ise birleşik bir Avrupa müzakerecisinin atanmasını, Avrupa’nın gelecekteki çözüm süreçlerinde daha güçlü bir rol üstlenmesi açısından gerekli görüyor.
Gomart, Avrupa’nın kendi stratejik güvenliğini ilgilendiren müzakerelerin dışında kalamayacağını belirterek, “Birleşik bir Avrupa temsilcisinin varlığı, özellikle Amerikan müdahalesindeki göreceli düşüş göz önüne alındığında, Birliğe daha büyük bir siyasi ağırlık kazandıracaktır.” dedi.
Gomart’a göre Rusya ile diyaloğun yeniden başlaması, teslimiyet anlamına gelmiyor. Aksine bu yaklaşım, Avrupa’nın kırmızı çizgilerini koruyarak çatışmayı gerçekçi biçimde yönetme çabası olarak görülmeli. Bu çizgiler arasında Rusya’nın zorla ilhak ettiği toprakların tanınmaması ve Ukrayna’nın egemenliğinin güvence altına alınması yer alıyor.
Araştırmacı ayrıca, olası bir Avrupalı müzakerecinin diplomatik deneyime sahip olmasının yanı sıra uzun ve karmaşık müzakerelerde dayanıklılık gösterebilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu değerlendirme, Putin’in görüşmeleri uzatma ve psikolojik baskı kullanma tarzına yapılan atıfla öne çıkıyor.
Asıl sorun isim değil, ortak strateji
İsimler etrafındaki tartışma sürse de Gomart’a göre temel sorun, Avrupa’nın müzakereci belirlemeden önce ortak bir strateji oluşturamaması.
Avrupa Birliği’nin üzerinde çalıştığı kırmızı çizgiler arasında Ukrayna’ya zorla dayatılacak tarafsızlığın reddedilmesi, Rusya’nın Ukrayna toprakları üzerindeki kontrolünün tanınmaması ve Moskova’dan tazminat talep edilmesi bulunuyor.
Minsk anlaşmalarının siyasi mirası da tartışmanın üzerinde etkisini sürdürüyor. 2014 ve 2015 yıllarında imzalanan bu anlaşmalar, kalıcı barışı sağlayamaması ve Rusya’ya yeniden silahlanma fırsatı verdiği değerlendirmeleri nedeniyle mevcut süreçte yeniden gündeme geliyor.
Avrupa’da ortak bir müzakereci atanması konusundaki tartışma, gerilimin sürmesi ile riskli bir diyaloğa girilmesi arasında yaşanan stratejik tereddüdü yansıtıyor. Ukrayna ise bu süreçte Avrupa’nın birleşik bir pozisyon benimsemesi için baskısını sürdürüyor.